zaman kapakları

birinci kapak: geniş zaman
varoluşumu -türk kahvesi ve captain black sigarası- ile kanıtlamaya çalışırken, çelişki doğuran çikolata tadı dimağımı zorluyor. sartre kıskanıyor varlığımın korkunç ego-sunu. ben aldırmıyorum olana bitene. genzimi yakarak ciğerlerime dolan bir kanıt işte; kahve ve sigara uyumu.
uyumsuzlukları en çok renklere yükleyen derin bir felsefesizliğin tam ortasında, sonluluğu keşfe çıkan bir kaptan olarak kalacak her şey. ıssızlık olacak bulduğu tek kanıt. derinliğin ancak ölebileceği kadar olduğunu anladığı zaman, kulaç atmaya çalışan kaçak bir düş olacak gördüğü.
gördüğümü söylediğim o kent, şimdilerde varlığımın değil, sokaklarda ki çığlığımın ayak izlerinde arıyor ben-i. ardından yittiğim bütün anlamlar korkunç bir egoyla tırmalıyor uçurumları. uçurumlar gitgide puşt bir çamura dönüşüyor. her şey kire bulaşıyor anların ezici suskunluğunda.
suskunluğa bulaşan bütün bu şeyler birbirini besleyen kısır döngüsü yer üstünün. bilmem kaçıncı kez vurulup düşen bir karga, zamanın bütün yalanlarının tek tanığı.
ikinci kapak: her zaman
(yalan söyledim kanamadım derken.)
yalanlar gerçek sandığım bütün bu kargaşaya karıştıkça iğrendim kendimden…tüm iğrençliğimle düşleri unutmalı, yasaları çiğnemeli, duvarları yıkmalı ve kargaşaları kalabalıklara bırakıp gitmeliydim yeraltında bir yerlere. kendi kanıyla beslenen bir böcekten öğrendim yaşamın anlara sığabildiğini. dudaklarımı ısırıyorum o günden beri. konuşmazlığım bu. sesim nereye akar bilemem ki…
üçücü kapak: geçmiş zaman
(…bütün lavaboları siyaha mı boyamalıyım…gökyüzünün maviliğini alıp sevinçlerden, yağmurlar adına çamura mı dönüşmeliyim…kabuslar sona ersin diye camlarını kırıp bütün meyhanelerin, rakı şişesine mi güvenmeliyim…kesmeli miyim iplerini bağlandığım endişelerin -lavabolar siyah- göremez kimse akıp giden kiri pası. caddelere çıkıp bağırmalı mıyım “eyy modern zamanların post kalabalığı, gelmeyin üstüme…yoksaaa…!.!…” yoksa ne…ne yaparım ki. altı üstü bir mızıkçıyım ben. yanmaktan korkan…boğulmaktan korkan…düş-mek-ten korkan… şşşş…sussunlar artık. bak lavaboları siyaha boyamaktan vazgeçtim. bütün siyahlar ellerimde…iç yolculuklarımın trafik lambaları gibi duruyorlar öylece.)
dördüncü kapak: gelecek zaman
kanımı akıtmak için yok yere savaşlar çıkarmalıyım. savaşlara inandırıp bütün egoları, bir su şişesinin kırıcılığında dünyayı izlemeliyim. görüntüler kaybolduğunda, yeniden inanmalıyım varoluşuma ve kadeh kaldırmalıyım kendime.
kan, akmalı ( mı )…
beşinci kapak: şimdiki zaman
senin kanının aktığı yerlerde savaş tanrıları bardaklarını ve yüzlerini gizlediler benden. saklandılar ölülerden. saatler çıldırmış olmalıydı. kemiklerimde kırılma, damarlarımda patlama isteği. bak ay çekip gitmiş gecenin bu çıldırmış zamanlarından. sen kelimelerini toplayıp gitmişsin. kalakalmışım yine kıyılarında ki bir bardak çaya sığındığım kentlerde. artık gitmem gerek…gitmem gerek boğulana kadar. korkumu tetikleyen gaz lambalarını kapatıyorum. gitmem gerek işte şimdi…tam da bu saatlerinde yerüstü cehennemimin…kırılan bardaklarını, sarılan cigaralarını toplayıp ayyaşlığımın; yüksekliğinden de düşüp çılgın egomun…gitmem gerek. kanımı eflatuna boyamam gerek. dur…dur da nefes alayım biraz…kapat açık olan pencereleri…kapıları kilitle…perdeleri çek…üst üste yığdığım dağınıklığını topla düşlerimin…dur…dipnotlarını yak…kozalarını boz…ellerinin alkışlarını durdur…dur biraz…kapat tele hayatın kişi başına düşen milli açlığını…ölen kazanmış sayılacak dedik ya…
dur ve yok oluşunu düşün…varlığının üstüne örttüğün o kumaşlarını, zamanın.
altıncı kapak: hiçbir zaman
alazlara bulanmış ellerinizi uzak tutun sulardan. kirleriniz görünmez değil ve olmayacak da. kendinizi yormayın artık, siliniyorsunuz. sizi alıp üstlerine geçirenlerini tanıyorum. ve onları tanıyorum.
közlerimin üzerinde çılgın bir dansın ritmiyle havalanan rengarenk ve tüylü bir çalgının sol anahtarı bileklerimde ki, siz ne sanmıştınız. sesleri duymaya çalışmayın artık, sağırlaşıyorsunuz. anka kuşu olmayı bekleyen közlere güvenmeyi öğrendim kendi masallarımdan.
kaf dağını mı aramıştınız.
yedinci kapak: ne zaman
…böylesine muhteşemdir işte sol anahtarları / mut-lu sesler kutusunda / devriliyor portelerde ki kanat sesleri / uçurumlar bırakana dek…
sekizinci kapak: dönüş zamanı
////
Toplam Okunma: 1632 | Bugün Okunma: 2
Yorum yapılmamış
Henüz yorum yapılmamış.
Comments RSS TrackBack Identifier URI
Yorum yapın


