tiktaktik

 

 

 

 

dik bir yokuşun tam ortasında bekleyen olsaydım, aşağıya bakar yukarıya koşardım, kaslarımda birikecek olan laktik asit, iç dengelerimi dış dengesizliğimin ölçüsü yapana kadar…ve bu zaman içinde her kadın mut-u anlamasa da, en azından mut-suz olmamayı öğrenirdi. iç salgının dış çepere yapacağı basınç, kimilerince yanlış okunmasın diye ezberlenen formüllere gerek duymazdı en azından. en azından şunu öğrenirdi: kapı zillerinden kulağa yansıyan müzik sadece kapıda birinin olduğunu haber vermek için müziktir.gerisi boş bir tuğla. çatılarda yer edinememiş.

“yaradan kan emen iri bir böcek gibi”

her ne kadar kendimle olan dupduru savaşımda silahları gizlediğim yeri bilen sadece-ben- olsam dahi; nefessiz kaldığımda tüketebileceğin kadar bol karbon monoksit var. yenen veya yenilen taraf diğerine koyu bir zorundalık ısmarlayacak. alınıp verilecek nefesler..birinden diğerine, birinden diğerine…tik tak tik tak…taktik savaşı bitecek.

biri ötekine sırf kendisini unutturuyor diye bağ-ımlılık yaratıyorsa orayı hemen terk et. gemilerde kaptanlardan gizlenerek suya atla ( gemi batmak üzere olsun mesela) sonra kıyı kahvelerinden birinin kıyısına vur…ölü bir balina gibi…yüzgeçlerin de olmasın..kahveleri söyle..kendimi unutturan birine bağlanmadan fal baktırmaya gelmeliyim.( yüzsüzlük bu tanrılara karşı)

“yani korkulacak kadar hiçbir şey”

sancının küresi dönmeye devam ediyor. balkonlardan aşağıya devrilen röntgenlerde, fiziğin tüm kimyası bozuluyor ve üstüne kusuyor coğrafyanın. kirlenmeyen yalnızca boş bir plak..hani şu taş devrinden kalma olanlardan. acısını gizleyerek yolları uzatan bir ermiş, rüyasına giriyor eskicilerin ve taş plakların çiziklerine yazılıyor tüm anılar. silen, gözlerindeki kuruluğu anımsamış olacak yine ve her yağmurda şemsiye arayacak ıslanmasın diye göllerinde biriken zehir.

“kalp uçlarıyla diker gibi”

uzaktaki bir kuş yumurtasının sarılığına aldanıp güneşe küsen bir spartaküsle tanıştım. inanın bir ahtapotu gücendirecek kadar çok seviyordu kolların raksını. güneşin suçu ne dediğimde güldü ve suçsuz olsaydı neden batıp çıkarsındı her gün yüzünü. o günden sonra inanmadım uzakdoğu öykülerinde ki ünlemlere!

“ıslak ve kanlı bir kolyeydi kahkaha”

…….

tik

tak

tik

tak

 

 


Toplam Okunma: 463 | Bugün Okunma: 2

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış.

Comments RSS TrackBack Identifier URI

Yorum yapın

  • Ara

  • Dış Bağlantılar