tereke
“..bütün çağrışımların en gariblerini seçtiğimi anlarım
bil ki, kendi yolunda, her çağrışım gariptir..” (borges)
.
seni ince bir sarsıntının
sahile sürüklediği yosun kokusuna sardım
başıma üşüşen cenaze merasimcileri
adını sorup kaçtılar: ölen yok dedim
ağız birliği etmiş gibi ağustosun böcekleri ile
ki
yosuna sardım dedim: ölen yok
ağustosun sesinde iki iklimin
tam ortasında kalandım
sarıp sarmalamasam çıldırırdım
neyin uzantısıydık binlerce metre derinimizde
su gibi bir şey
neyin kalıntısı olmalıydık
da şölenler kuruluyordu o kokuya/
cenaze merasimcilerine aldırmadan kendimizden geçip
sıyırıveriyorduk ince incir yapraklarını
soruların parmak arasından
ince bir sarsıntı
her şeyi
ama her şeyi
darmadağın etmezden önce
yosun kokusu bulamaz ise
yeşile kılıf olsun diye
bileklerini kesen o kalabalık
soru işareti gibi kalakalıyordu
biz dışındaydık hep intiharların (öğleydik)
ezberlediğimiz hiçbir sahile işaret olmadık
ayak izlerimizi silsin diye kuşun gölgesi
güneşi taşıdık yanımızda yorulmadan
nemli bir sıcak bizi boğana dek
karanlığı el fenerlerine gizledik
ki güneş bizi bu yüzden terk etmedi
iki iklim arasında sıkışıp kalandık (yine de)
oysa bağıra çağıra
o kalabalığa: insan yokluğun tekrarıdır
mı demeliydik
uzaklaştılar az önce
sözlerini ceplerine doldurup
kendi
merasimsiz cenazelerine intihar girişimi olmaya
onlardan farkımız şuydu:
acemaşiran nakkaşın suzinak bestesi-ni çal
derdin
hep onu derdin
oysa biz biliyorsun hiçbir sahilde ayak izimiz dahi
kalsın istemedik
ki dinlediğin ses
ağustosun sesi: yalnızca
ötelerde değil tam da iki iklimin ortasında:
cenazesiz merasimlerimize gark olmaya
elsiz dilsiz kimliksiz kalmaya
alışılmadık şeyleri birbirine katmaya
ve seni yosun kokusuna sarmadan
hemen önce
ince bir sarsıntı ile öpmeye
/
söyledik ve bitti bütün çağrışımlar (öğle mi)
bütün dudakların öpüldü senin
sırlara gömülen aynan kırıldı
her bir parçası şimdi
beyaz bir çarşaf gibi yataklıklarımda
batıp duruyor zamanın durduğu yerlerime
son:
tarihi unutalım
camilere işeyen çocukların sesinde
yaşlı kilise çanları gibi unutalım kendimizi
geriye bir o kalsın
o sarsak yosunlu çözülüş
//
not: pejmürde cenazelerine sinen şaşkınlığı saatin gösterdiği zamanda boşuna arıyor o kalabalık ileriye dönüp sobelemek yerine eğilip gölgesini tekmeliyor!
.
önü ardı: “herkes pek bi kendi”
(ela dincer)
Toplam Okunma: 1481 | Bugün Okunma: 2
Yorum yapılmamış
Henüz yorum yapılmamış.
Comments RSS TrackBack Identifier URI
Yorum yapın


