Skip to content

Categories:

tanrısal göz


 

ormanın kuytusunda bir ışık titrediğinde

yüzün eğik bir düşü imlerdi

susardım. dalda iğdeler susarlardı

ıslık yahut bir ezgi geçerdi dil ucumdan da

eğilip öpemezdim yakınlığını.

 

beni en çok bir gölge tamamlar

varlığımı en çok yokluğum.

suda titrer ışık.

 

bir nesneyim aşk dile geldiğinde

susmanın erdem sayıldığı müthiş bir çığlık.

dile gelenim: aşk nesneleştiğinde.

her şey nasıl da dönüşmekte diğerine!

 

beni en çok bir çözülme ‘arzusu’ eksiltir bilirdim

yokluğumu tamamlar bilirdim düğümlenen ter

ıslık dilim ucunda ise

kara gecenin mistik nesneyim bilirdim.

 

şında tuttum bir taşın gölgesini. gölgemin.

yerinde bir savunmayla aşk dedim:

kıskaç gibi kıskançlıkla savurdum kendimi

kendime. beni en çok gölgem tamamlar:

bil’dim

 

ışık ne gölge varken

ıslık ne ağzım sus’ken

aşk ne ‘çelişki’ varken

ve bütün bunlardan öte ben

neyim: boncuk mavilerini gök sanmakla

kanat çatlatan.

 

bana bak: ne görüyorsun

saçlarım medusadan kalan upuzun günah(mı)

gözlerim ışığın kan uykusu

ağzım: dillenmemiş aşklardan yırtılan

kokun dedikçe deliren mi burnum!

 

bana bak: gövdem erişilmeyen bir gök tanrıya armağan

ellerimden sağğın kutsallıkla dualar yazdım

da ezberimde kem kubbeye salınan bir tüy kaldı

çatlattığım kanattan.

 

bana bak’ma sen.

övünür giderim içe işlediğim dant’ela

nın

zamanı imleyen soluk renginde.

 

çünkü göz görmez

ışık çekip gitmeden

kehanet aynalarından

 

 

 

 

 

 

 

 

 

/ela dincer

 

 

 

 

 

 

 

Posted in a.

0 Responses

Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.

Some HTML is OK

(required)

(required, but never shared)

or, reply to this post via trackback.