ru

“yüzümü arıyorum her zamanki
dünya yaratılmadan önceki” (yeats)

:

tren

istasyondan hareket etmek üzere idi.

şimdiki zamanın emir kipinde

zarif bir beklenti: ‘vazgeç!’

gidenlerin telaşı ile hız kazanan bir ritüel:

el sallıyordum.

kim bilir kaçıncı vagonda

bir kafes arıyordun “gidişini” içinde taşıyabileceğin.

el sallıyordum.

görüyorsun sanıyordum.

uzun yaz geceleri

geldi ve geçti

yaklaşan ve aynı hızla uzaklaşan

yüzler

geldi. geçti.

uyuyordum.

uyanıyordum.

sıradan bir el hareketimle dünyayı dönmesi için tetikliyor

bir göz kırpışımla durdurduğumu sanıyordum.

aklımda tutamadığım bütün yüzler

kendini yutan bir yılan olana dek:

baş eğmez bir yaratıcı olurum sanıyordum. fakat

hüzne ateş olamayan kül olup duruyordum!

sivriltiyordum karanlığın güne sıkışan uçlarını

yastığı delik deşik ediyordum.

uçuşan zaman

yatağa yayılan öfkenin küskün ikrar-ı

benim şu dili kemirgen güdülerimi kesip atar: sanıyordum!

doğuruyor ve yeniden başlıyordum uyanmaya. kaldığım yerden.

‘klasik ütopyalar’ hiç ilgilendirmiyor oluyordu beni

bir kent projesine başlayıp

yerle bir ediyordum bir başka kenti

içinden ırmaklar geçen orman düşlüyordum

içinden tren yolları geçmeyen.

sonra durup nefes alıyordum

nefes veriyordum sonra

bütün bu “ritüel” bana bir şeyi anımsatıyordu

ama unutup gidiyordum:

bir kafesin içinden bakıyor oluyordum!

el sallıyordum. görüyorsun sanıyordum.

(tedirgin uyanılan her gün için

sokakların ayık kalabalığından hesap soruyordum

çarpa çarpa yürüyordum insanlara

yırtık ve eski bir elbiseye dönüyordu yüzüm

kollarını kaldırmalarını emrediyordum:

ağzımdaki sökük büyüyordu.

bacaklarından kendime yeni yürümeler ediniyordum.

gözlerini oyuyordum ayıpladıkları yüzüm için

kulaklarından zarlar yapıyordum: kaybediyordum

kendimi

görmeye alışık olduğum şeklimle kandırıyordum

tedirgin uyunan her gece için

çırçıplak kalıyordum: böylece arınırım sanıyordum

kalabalık ve çıldırtan –kendisi ile barışık medeniyetten)

her kabul: dışa vurmuş bir enkaza benziyordu

baktığım yüzlerde bir tik olup çıkıyordu aşk

kimden esirgedimse yüz görümlüğü cüreti

bir ayin kalıyordu ondan bana

dolu trenlerin “bilinmeyen bir sebep” olduğunu anlatan bir ayin!

kutsal sözlere inanır oluyordum

uyumsuzluklar inşa edip

tapınaklar kuruyordum şekilsizlik için

kağıttan tekneler idi anlattığım her öykü

kimsenin inanacak kadar

cesareti yoktu: yolculuklara.

durup durup kutsal sözler uyduruyordum. böylece

varlığımdaki rastlantıya şüphe ile bakarım sanıyordum.

yanılgılar toplamı olup çıkıyordum: hayatımdan.

tren

hareket etmek üzere iken

telaş ile hız kazanan bir ritüel:

gözlerimi kapatıyordum

geçmiş zamanın dilek kipinde

hırçın bir inkar: ‘vazgeç!’

(kim bilir hangi kafeste

el sallıyordum.

görüyorsun sanıyordum

iflah olmuyordum)

:

:

tekrarlar

tekrarlar

yüzler

karbon kağıtları

yüzler

tekrarlar

tekrarlar

:

:

(ela dincer)


Toplam Okunma: 244 | Bugün Okunma: 2

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış.

Comments RSS TrackBack Identifier URI

Yorum yapın

  • Ara

  • Dış Bağlantılar