birazdan örülecek pencere için
adını arıyordu adam.
kadın tanrısal bir duruşla
tapınak inşa ediyordu ruhuna.
son kez
okunacaktı çoğul evrenin hazzı
benimle birlikteyken sen
bir gereksizlik gibi gelmiyor
var’olmak. dedi adam. kadın
hızlandı. haz ıslığa dönüp dudak
arasından duvara çarptı. kanadı kadın
aklımın pencereleri yok dedi
bu havasızlık öldürecek beni
seninle birlikteyken
benden iyi bi’tanrıça heykeli olurmuş gibi
geliyor dedi kadın. adam elindeki cam heykeli
yere
bırakıvermişti o an. heykelin şeytani kanatları
parçalanıp yerde bir boşluk yarattı.
kadın bakakaldığı boşluğa doğru
küçülerek ölüyordu
yerçekimsizlik becerisiyle donatılmış “zırhın”
var dedi biri
becerebildiğin tek şey bu.
uçar gibi yaptı
“hangisi” dedi adam
hangi gerçek diğerinden daha gerçek
ayırt edebilseydim
boşluğu daha çabuk doldururdum
buna ne gerek var dedi kadın. bize gerekli olan
sadece biraz taş
uzun uzadıya bir çarşaf gibiydi
her şey. aralarında.
oburca tüketilen açlıktılar
biri diğerini dişlerken
diğeri kendi acısından ötekinin
varoluşunu çekiştiriyordu
izlerin sığ olduğuna bakma dedi
hiçbir şey “bedeninin yarattığı kıvılcım”
kadar derin değil.
var’olmanın sınırındayız. dedi diğeri
yataktan çıkar gibi yaptı.
ölümü becermek yada bir ölüyü
dedi.
cesedinden kan temizleyen bir savaşçının
koruyacağı bir tapınağı yoktur artık. savaşa hazırdır.
hazırım dedi. kadın
pencere aradı
sevmekten kurtulmak
insanı özgürleştiriyor gibi dedi adam
özgürlükten kurtulmak ise
sevmekten dedi kadın
“özgürce sevmek” gibi bi’laf eden olmadı.
olsaydı da kimse duyamazdı
benden adam olmaz dedi adam
daha adımı bile bilmiyorum
k adın yokmuş gibi yaparak
kanlı duvarın içinden adama b akıyordu
bir ‘adın var ama öyle değil mi dedi
herkesin vardır
açık pencerelerden birilerinin düş
‘(ley)ebildiği
ela dincer
0 Responses
Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.