(seni söylüyorum. sana değil!) istilacı bir gece ıslık gibi sessizlik ödünçlüğünde ön yargılardan geçtim. hangi bir gün saçlarım gözüne değse :bahçe kapısı kapanır sokağa açılan :kuş yuvaları :ellenmemiş örümcek ağlarında titreyen rüzgar :kedi esamesi minderde kendiliğinden anımsatır kendiliğini. bir kol boyudur aramızda mutlu meleklerin kutsadığı söz o vakit. ben us dönemecinde şeytani ıslıkla geçerim kendimden de bir mono dramdır: gece. geçer. / geçti. kırkıncı senfoniden başladım yaşamaya geriye doğru üç aşk bir kedi: kalabalığa karışmayı red eden bir varoluş biçiminde oda yalnızca kedi olmakla meşgul bir kedi. pencereyi “üfff” leyerek kapatıyorum. yorgunluğum kan ter içinde bir talan. aşk monogamik bir komedi pencereden dışarı baktığım an! kırkıncı senfoniden başladım yaşamaya savaşa hazırlanır gibi. şehvet. şiddet. ve kan ve gül. uyan! silahları kuşan sen tunçtan bir öfke biriktir. kan ve güldür adalet (bu savaşta) ve kan ve gül: toprağı alt üst eder biri diğeri bencil önerme ama’sız başkaldırı gibi bencil hazır her türüne ön yargının: bir el işareti havada çizer sınırlarını savaşın ve başlar orkestra çalar iç sesimde: sen. es verir nota. dramdan çok trajedi: üflediğim gam. suskuyum aniden. diline bulaşan kanı silmeye yetmez sesim. (kim içindeki tanrıya bakabilir gözlerini kırpmadan) içim içime sığmayan bir ön yargı. külliyen hata belime dolanan kırmızı kan! /hepimiz ne kadar da iyiyiz. bir cennetimiz var hepimizin bal ile sütü biri birine karışmayan ırmaklarımız kanı tere bir türlü yakıştıramayan sevaplarımız/ senin: alışık ve günahkar uykuların var. bir öpme biçimi edinmişsin de sanki bu yüzden dönmeyi unutmuş dünya. uykuna sızmış. gövdende talan kokusu. belli ki biat edeceksin gözünü kırpmadan içimdeki tanrıya alışık ve günahkar aşkların sonunda! aklında kalan savaşın unuttuğun adı diline dolanacak ki o evcil bir cesaretten alacak öcünü. mutlu melekler talan sonrası bir şeytan kovma ayininden kovulacak. aşk biçim değiştirecek tam da o an: mono gam! /ela dincer
One Response
Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.
-söz, hep birine yönelen kimsesizlik. Aşk işte, yalnızların diğer yalnızlarla oynadığı temel oyun. Öylesine temel ki, altında bir şey aramaya da gerek yok, ona aşk demeyiz de, aşk dediğimizin bir “bu” olduğu sonsuz ne. Sözcükler en çok da yalnız kaldıklarında söylerler aşkı, ama hiçbir sözcük de söyleyemez onu. Öylesine sözle ve herşeyle söylenir ki herşey bir yana aşk tek başına kalır. Ne yapmalı, nasıl söylemeli ki aşk olsun. Aşk işte aşkla tüketilen. Sözcük işte sözcükle…
Hiçbir şey yetmez. Hiçbir yokluk ve hiçbir varlık aşk için yeterli bir aşk oluş imkânı vermez. Bilemediğimiz bir şey mi, fazlasıyla bildiğimiz; -aşk işte, diyebildiğimiz kadar da bilmeden yoksun bırakılmış. Bilmeyle de olmaz, amaçsız bir tutku mu? Herşey bizden dolayı ise kendi kendinde olan biteni aşkdan nasıl ayırmalı, aşkı aşkdan ayırmalı mı. Tek başına olan birliktelik kendini kiminle doğrulamak için tüm yolunda gitmeyen herşeyi göze alabilir. Herşey uğruna birine yönelen arzu onun yokluğunda gelişiyorsa, onunla doyuma vardığında hangi o, arzuya dayanabilir, ve hangi aşk bağsız kalabilmiştir. Temel bağ olarak aşk, çocuk için, sözcük için, tek başına tüm geceden sonra uyanıklığın bilinci midir? En derin uyku, yürekten bir düşün bizden ayrılma çabası mıdır? Savaş ki, iki ayrı sırrın paylaşamadığı gerçek, ve aşk ki bir comedi.
-mi?
“ ‘aşk bir işaret oluşturuyorsa’ o zaman aşk bu etkinin işaretidir dememiz gerekir.”
-mi?