dişleri dökülmüş umut kanatamaz beni hayata
her yerde bi’kırılmanın sesi bastırırsa sesimi
ölümcül iğrentilerle içime kustuğum olur
hatta geceye özgü direnmelerle
beynimde eşsiz ağırlığı aşınmış us’un.
gitgide buruşuk bir gök tepemiz üstündeki (biliyorum)
iskeletleri birbirine sarılmış yatmakta günler.
ölü adamlar seviyor kadınlar. gitgide.
demek ki ben çılgınca dişliyorum eti ortalık yerde
ırmaklar geçiyor şehrin iki yanından/ ama
önce çocuklar unutkan kalıyorlar. büyüdükçe
kırılıyor çarpık dişleri hayatın. kırılıyor sanki bir tünelden
bakan gözün gördüğü ışık…
çiçek adları kusuyorum ölüler toprağına (bu önemli biliyorum)
sonra kadınlar: en moda eteğimi kaldırdığımda zamandan
ürkek bakışlarla geçiyorlar boşluklarımdan.
diriltiyor kendi ölüsünü ölü adam
gizlice sevmeye kalkıyor diriliği
herkes bana titriyor korkudan.
huysuz bir kadın oluveriyorum
aniden.
alnımda güneşin kırışan gölgesi (bunun önemi yok inan)
gücüm var mı zamanı oyalamaya
rüzgar olsa işim kolay: yelkenler vaad edip
içime çekerim onu. var’lıkla dolan boşluk gibi genişler içim.
ama ben çeliği su’da öptüm eşyanın doğasıdır diye
var’lık varsa yok’luk da var dedim
ortalık yerde bi’hinlik düşündüm…sıyırdım en kanlı yanımı: dünya
ona bakan bir çift göz
‘ün görüp görebildiği?
(sonra kuşlar. hem de nasıl!)
yani
diyordum ki:
çelikten bir ağızla ısırdım boynumu.
uzun uzadıya öpüşmelere
bu yüzden yer kalmadı
“ben umudu sevemedim. umut hayatı”
/ela dincer
0 Responses
Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.