Son Yorumlar
- diş izi için temmuz
- soyut şiddet için temmuz
- başkalaşım için Betül
- korku meseli için sezgin selvi
- yokluk atlası için sezgin selvi
- sudan köprü için Rosa J.
- ejderin ölümü için namzetfour
- kanat suresi için atom
- istiridye sancısı için sezgin selvi
- tereke için sezgin selvi
- ışık duası için sezgin selvi
- kanat suresi için İZZET
- iç kanama için Rosa J.
- sır için WENDA
- diş izi için Rosa
arkanızda
sarı yaprakları ile
sonbahara benzeyen ağaç dalları
açık pencereden size uzanmış.
dallar, sizi sanki çekip alacak odadan.
biraz daha yaklaşmanızı söylüyorum
yanımda duran kara tabakta şekere benzeyen
şeker tadında olmayan boncuksu şeyler var.
‘bunları ben yaptım, diyorum.
el değmemiş
hiç bakılmamış aynalar rendeledim.
kulak memeniz kıvamında okşadım.
ellerimdeki damarlar -kan çanağı- bir renk alana dek.
yaklaşmanızı ve almanızı istiyorum’
diyorum.
bunu sizi dallardan kıskanmaklığımın
söylettiğini söylemiyorum
tabağa doğru eğiliyorsunuz
dalları kıskandıran parmaklarınız
sanki yok oluşun asil asası
hızlı bir zaman geçişi:
gözlerimi açıyorum:
dal sizi yutacak
kapatıyorum,
parmaklarınız beni…
açıyorum dal…kapatıyorum...
parmaklarınız…
elleriniz…kolunuz...başınız…omuzlarınız…
kalçanız…bacaklarınız…
ayak parmaklarınız…derken
el değmemiş
hiç bakılmamış aynalar
rendelemeye
başlıyorum
kristal kıvamında
birinci tekil aynalar:
genişlemiş
uzamış
kendi sırrından uzaklaşmış
katılaşmış ve buharlaşmış
sanki var oluştan çok önce oluş’
muş
sanki sarı yaprakları ile
incecik bir daldan
gibi
‘sizi…beni…herşeyi
yutmuş’muş
2 Responses
Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.
“Bizi ucuz düş imalathanelerini ve kara dramlarla doldurulmuş mağazaları gezdirdiler. Rolleri eski dostların paylaştığı eski bir sinemaydı bu. Onları gözden yitiriyorduk ve hep aynı yerde yeniden bulmaya gidiyorduk. Onlar bize çürümüş şekerlemeler veriyordu ve onlara tasarlanmış mutlulukları anlatıyorduk. Gözlerini bize dikip konuşuyorlardı: Bu iğrenç sözleri ve onların yumuşak ezgilerini gerçekten hatırlayabilir miyiz?
Sadece ölgün bir şarkı olan yüreğimizi verdik onlara.
Bu akşam, umutsuzluğumuzdan taşan bu ırmağın önünde iki kişiyiz. Artık düşünemiyoruz bile. Sözler çarpık ağızlarımızdan kaçıyor ve gülümsediğimizde yoldan geçenler, ürkerek geri dönüyorlar ve çabucak gidiyorlar evlerine.
Kendimize nasıl meydan okuruz bilmiyoruz.”
(André Breton – Philippe Soupault )
Siteyi gözden geçirdim. Belki kısa bir analiz oldu benim için…
?iirinde lirizmi-bireysel olanakların içinde süzerken imgeye taşıma konusunda kentsel bir ivme tarzı izlemen, farkettiğim şey… şiirinde okuduğum yanlarıyla bir egzistansiyalizm korudoru yoğun meteforlara kaynaklık ediyor….
görüşmek üzere şimdilik…
aziz şeker (sosyal hizmet uzmanı)