/uyandım ağırbaşlı ateşe. y akmıyor um bak: gücüm inkarda sınandı delik deşik gölgemi kaplayan tül hafifliğinde/ içim hırçın gök dışım utangaç toprak aklım arada kalmaya alışık: gökten alıp yerden ediyor beni sahipsiz kokum yayılıyor zamana kırmızı şal rengiyim en fazla. omuzlarımı ört diye soyunuyorum saçlarımdan. boylu boyunca unutuyorum tonumu yatık gemi dalgınlığında. aklımca dalgayı tekmeliyorum. topraktan boşalıyorum da menzilimi kaybediyorum gök dokununca çatlamış nar tedirginiyim yataklarda. günahın hasat şenliğinden topluyorum tohumu ne ki ellerimden biliniyor gizlenen de açığa vurulan da. sırf bu yüzden saydam bir ömrü sınıyorum nar izinde. binlerceyim gör diye dağılıyorum teklikten çokluğa adlanma hevesinde uyanıyorum. içimden dışıma bakıyor buluyorum gözlerimi. titreyen günün ortasın a d üşüyorum günah tohumları saçılıyor hayata. sokaklar ıssız kentler kalabalık gibi içim dışıma dışım içime küskün bir akış gibi diyorum. diyorum da üşür olduğumu düşünürsün diye aklımdan aklanıyorum bir beklentinin ortasında alnımdan vuruluyorum benden biliniyor bu da ellerimi koparıp atıyorum oracıkta steril tohumların canından oluyorum. / göz alıcı yaşamaklara inansaydık hiç değilse! aynı yankıyla konuştuğumuza emindik nasılsa ve acımaklı. inkarın gücünden habersiz ve dokunaklı . . . . yasaklı ve ağzı bozuk ömrü aklar gibi dünlerden hep bir beklenti gibi söz ediyoruz ya kendimizden verdiğimiz nefesin dönüşü yok alınan nefes pahasına açılıyor ağızlar iyi eder gibi sevecek an yok ve nefreti dölleyecek cesaret de. hiç değilse inanabilirdik. anımsa böyle utangaç böyle hırçın kılmasaydık karanlığı inanırdık: içimize de dışımıza da . . . ne ki artık: gölge hafif tül uçucu n ar çatlamış gibi günler her yanımda is gibi yatık gemi bekleyişi . . günler diyorum ya bir akışın sesinden bakma sen. asıl tünlere benzer akıl: dil’im ucunda unut’u ve an’sıma arasında gidip gelen sarkaç kaypaklığı . dışarının dilinden içe sarkar gibi bata çıka akıl diyorum ya y utkunuyorum ya inanma diyorum ya inanma! kaybediyorum onu da damla damla /ela dincer temmuz-2009
Son Yorumlar
- diş izi için temmuz
- soyut şiddet için temmuz
- başkalaşım için Betül
- korku meseli için sezgin selvi
- yokluk atlası için sezgin selvi
- sudan köprü için Rosa J.
- ejderin ölümü için namzetfour
- kanat suresi için atom
- istiridye sancısı için sezgin selvi
- tereke için sezgin selvi
- ışık duası için sezgin selvi
- kanat suresi için İZZET
- iç kanama için Rosa J.
- sır için WENDA
- diş izi için Rosa
arkanızda
sarı yaprakları ile
sonbahara benzeyen ağaç dalları
açık pencereden size uzanmış.
dallar, sizi sanki çekip alacak odadan.
biraz daha yaklaşmanızı söylüyorum
yanımda duran kara tabakta şekere benzeyen
şeker tadında olmayan boncuksu şeyler var.
‘bunları ben yaptım, diyorum.
el değmemiş
hiç bakılmamış aynalar rendeledim.
kulak memeniz kıvamında okşadım.
ellerimdeki damarlar -kan çanağı- bir renk alana dek.
yaklaşmanızı ve almanızı istiyorum’
diyorum.
bunu sizi dallardan kıskanmaklığımın
söylettiğini söylemiyorum
tabağa doğru eğiliyorsunuz
dalları kıskandıran parmaklarınız
sanki yok oluşun asil asası
hızlı bir zaman geçişi:
gözlerimi açıyorum:
dal sizi yutacak
kapatıyorum,
parmaklarınız beni…
açıyorum dal…kapatıyorum...
parmaklarınız…
elleriniz…kolunuz...başınız…omuzlarınız…
kalçanız…bacaklarınız…
ayak parmaklarınız…derken
el değmemiş
hiç bakılmamış aynalar
rendelemeye
başlıyorum
kristal kıvamında
birinci tekil aynalar:
genişlemiş
uzamış
kendi sırrından uzaklaşmış
katılaşmış ve buharlaşmış
sanki var oluştan çok önce oluş’
muş
sanki sarı yaprakları ile
incecik bir daldan
gibi
‘sizi…beni…herşeyi
yutmuş’muş

One Response
Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.
belki 10 kere okudum arka arkaya ela.
çok etkilendim.
yasaklı ve
“ağzı bozuk ömrü aklar gibi dünlerden
hep bir beklenti gibi söz ediyoruz ya kendimizden
verdiğimiz nefesin dönüşü yok
alınan nefes pahasına açılıyor ağızlar”
işte bu kısım da favorim. : )