karalamadefteri

“delilik kısa sürer çok…pişmanlık uzun…”

pişmanlıklara sığınmayalı çok büyüdüm. uzun sürecek bir kasımın ardından aralık bırakıp yolları ayağım gaz pedalında yollara düştüm, radyodan yükselen ses sınırları aştıkça, peşime düşen düzenden kaçıp kurtulmanın tek yolu direksiyonda olduğumu unutmak. müzik kendi sınırsızlığında: “kararın doğru gibidir…sonrası hüzün…” diye diye titrettikçe ellerimi, doğruların ancak cetvelle çizilebileceğini anımsayıp rahatlatıyorum kendimi. beni; hani şu sahte atfettiğim kalabalıklara sürükleyen inatçı bir güçle gerçeğin o şaşılası buruk anlamında gideni merhaba-ma sığdırmak için yetişmeye çalışıyorum, sallanan mendillere…

“…soru sormaz…akıl almaz…..tükenir gücün…”

güç….güç…güç….yineleyip durduğum bu inatçılık için söyleyecek çok sözü var tarihsel düşlerin…

-kendi dışkısı içinde boğulan cesetlerden- biri olmadığımı kanıtlama çabası dahi güç gerektiriyor. inatçı olmakla güçsüz olmak arasında kurulan köprülerde hangi tarafta duracağını bilemeyen bir kıskançlıkla sakınıyorum kendimi akıp giden köprü altı sularından. tarih; kendi izlerini kendi köprüleri üzerinde kuranlardan çok, kıyılar arası ittifakta bulacak ütopyasını…bu doğru. ancak ittifaklar arası kurulacak köprüleri bir bir yıktığımı, ben-in içinde bir başkasının egosuna ve krizlerine hiçbir geçit bırakmadığımı, tek geçidimin kendi içimden kendi dış evrenime doğru olduğunu anlatmak için tam gaz ilerlemem gerekiyor. çarpacağım bir duvar, yıkacağım bir ağaç veya ezeceğim bir canlı kalmayana dek. kendimden vazgeçip tarihe sığındığımda; kollarımı askıda, ayaklarımı falakada, ellerimi ise çoktan kendi sıcaklığını unutmuş halde buluyorum…tarihi yok edişimin nedeni başka ne olabilir ki…

ütopik aforizmalar üretmeye başlamış olsam da hiçbir günümün hesabını vermiyorum kendimden başka bir egoya. üretmek dendikte usumu kaşındıran bir alfabe de “kanın” oluyorsam ve nefretinsem bu yüzden, ölmeyi göze alan bir cesetten başka ne olabilirim ki…nefretin sevgiyi doğurduğu ya da tam tersinin olduğu bütün o yaz-larda sevgi dolu nefretimle bir mendil daha sallıyorum…gidişlere…

“her bitiş gibi bu da yeniden başlamak demek…şimdi artık bana başka şarkılar gerek…”

………….

şarkılar felsefeye…felsefe gerçekliğe…gerçek bilince…bilinç anlamsızlığa yol alıyor. ardımdaki teker izlerinin bıraktığı boşluklara tarihin göz yaşı mı damlayacak bunu bilemediğim an-larda ‘ben’ kendi yıkıcılığımın göz yaşında silinip kayboluyor. –ama biliyorum-

“…bir bitene çare yok…bir de yitip gidene…asla inanmamalı ben hep varım diyene”

sözcüklerim ve benliğim: yitip gidene adanmış bir karalama defteri…çıktığım yollarda sayfalarını tek tek yırtıp attığım

hem hiç hesaba katmadığımız bir delilik bu. bir başkasının bir başkası olduğu yerde başlayıp güven denen saçma duvarları yıktığı yerde yeşillenip sonra da ayağı gaz pedalından çekmeyişle ödenecek bedel kadar acımasız bir delilik üstelik. hesaba katmıyorum: başlasın, yeşillensin, bedeli ödensin…

“…korktum böyle olacağından, ama hep bildim….şimdi bu neyin tasası…”

radyo sussun….


Toplam Okunma: 1475 | Bugün Okunma: 3

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış.

Comments RSS TrackBack Identifier URI

Yorum yapın

  • Ara

  • Dış Bağlantılar