ilk ses
/içimde biçimsiz boşluk
güzelsin.
vahşi atlar hırçınlığında/
aşk soluyorum.
aklıma tutunamayan eşitlikçi kaldırımlar
‘kendinden başka’ olamayan bölücü caddeler boyunca.
varlığımı gölgeleyen sokak lambaları
taşlar
atık düş koleksiyoncusu çöp bidonları
gibi
yanarak. ufalanarak. kokarak.
kendini yeniden kuran yaşlı kurtları: yol kenarı ağaçlarının
kemirdim içimdeki biçimsizliği
başka varlıkta kendimi yeniden ‘oydum’
duyuyor musunuz sesi.
/
yalınım.
sıradanım.
günaha adlanırım üstelik.
tuhaf acılar çekerim. aşk solurum bu yüzden.
edepsiz düşler için fırtınalar tekmelerim.
herkes mutlu ise ölebilirim derdimden.
mutsuzluk dendikte içime düşerim: kıyısız söz.
siz neden böyle çekiştiriyorsunuz beni. ben ‘o’ değilim.
bakıyorum da: hafızanın kendini unuttuğu uçurumlardan
nasıl da uzaksınız.
günahın gerili ipi üzerinde yürümekten.
kıyılarda biriken tuz tadından nasıl da!
hani sövsem size: kanıtım yok (üstelik unutmazsınız kötücül iyilikleri)
sevsem sizi: sıradanım ben. yalınım. aşk: soluğum bu yüzden.
sevmek dendikte dışıma düşer bakışım: çatısız evler.
yükseklik korkusu değil.
o, ölümün meselesi: ben ‘o’ değilim.
(çıplak ayaklı şiirdir sustuğum)
/
içe doğru gerçekliğinde soluğumun
birdenbire aşk!
kuşlardan anlıyorum bunu.
dal ve kanat uyumundan anlıyorum en çok.
soluğumun upuzun perdesi: gece
çekiliyor aniden içime.
örtsem sizi: ama sabah oluyor her şey!
duyuyor musunuz.
,kuşlarla uyumlu dal sadeliğinde
,loş kulübe sakinliğinde
,kıyıdan uzaklaşan tekne sarsıntısında
,halatı kendinden öteleyen su duruluğunda
gerilmiş devinimleri aşk ile ölümün.
gecikmiş serçe kanadı: alkış!
genişliyor
birdenbire boşluk!
duyuyor musunuz
…
…
/ela dincer
OCAK.2008
Toplam Okunma: 713 | Bugün Okunma: 2
3 Yorum
Comments RSS TrackBack Identifier URI
Yorum yapın



Asıl cennetlerin yalnız yitirilmiş cennetler olduğu doğruysa, bu gün içimden çıkmayan şu hoş ve insan dışı şeyi nasıl adlandırmalıyım,bilmiyorum. Bir göçmen yurduna döner. Bense anımsamıyorum. Alay, katılaşma her şey susuyor. İşte yurduma dönmüştüm. Durmamacasına mutluluğu düşünmek istemiyorum. Böylesi çok daha basit, çok daha kolay. Öyle ya unutuşun ta dibinden kendime doğru çektiğim bu saatlerde, arı bir coşkunluğun, sonsuzluğa asılmış bir dakikanın el değmemiş anısı kalmış her şeyden önce. Bende gerçek olan yalnızca bu, bense bunu hep iş işten geçtikten sonra anlıyorum. Bir devinimin bükülüşünü görünümde bir ağacın uygunluğunu seviyoruz. Ve bütün bu aşkı yeniden yaratmak için, tek, ama yeterli bir ayrıntı var elimizde: fazlasıyla uzun zaman kapalı kalmış bir oda kokusu, yolda garip bir ayak sesi. Benim için de böyle. O zaman kendimi vererek seviyorsam, yalnız aşk bizi kendimize getirdiğine göre en sonunda kendi kendimdim.
Bu saatler geri dönüyor, ağır, durgun, sert, gene öylesine güçlü, öylesine duygulandırıcı. Çünkü akşam şimdi, hüzünlü bir saat. Işıksız gökte de belirsiz bir arzuya benzer bir şey var. Yeniden bulunan her devinim bana beni gösteriyor. Bir gün bana: “yaşamak öylesine güç ki” demişlerdi. Söylenişi de aklımda. Bir başka kez de biri: “en kötü yanlış acı çektirmektir” diye mırıldanmıştı. Her şey bitti mi, yaşam susuzluğu sönmüştür. Bu mudur mutluluk dedikleri? Bu anılar boyunca ilerlerken her şeye aynı sessiz giysiyi giydiririz, ölüm de renkleri soluk bir tuval gibi görünür. Kendi kendimize döneriz. Sıkıntımızı duyarız, böyle daha çok hoşlanırız kendimizden. Evet, mutluluk belki de budur, acımalı mutsuzluk duygumuzdur.
(Albert Camus-Tersi ve Yüzü)
karanlığın karanfil kokması gibi bir tad var ölüm döşeğinde gülümseyişini yitiren zamana düşen şiirinde…kıyısız söz “şiirin” intiharıdır… sessizliğe dinamit; aşk ile ölümü seviştiren şiirdendir…
Belki de yanılıyorum ama; Nilgün Marmara’yı anımsadım birden; bir hüzünle…
ölüm: karanfilden kolyesi gibidir gecenin kokar durur. nilgün kokar bazen. bazen de diğerleri. en çok da içimiz gibi: o ilk ses gibi…