kül
bahçenin toprağını ezdi adımları. yürüdü. ilkel direnişler saplandı ellerine. (oylum: aynada kapladığı yer) her adımda durdu. durduğu yerlere işaret olsun diye derisinden bir parça kesti. onların şarkıları vardı. “tuhaf biçimsiz sesler” gördü sonra. üç kişi ona bakıyordu. sonuncusu elinde tuttuğu meşaleyi söndürdü. ilki düğümledi dilini. ve diğeri geriye dönerek aynaya baktı: dalga sesi çoğaldı. ziller hep birden çalmaya başladı. inleyen insanlar uzaklaştı hızla. davullar vurdu. sabah oluyordu. ay battı.
…
‘ıslak hüzünlerin’ kanatları var mı jelah
yurt edindiğin çağlayanlar: o ağacın şarkısı gibi mi sesleri
bir titreyiş bu: sesin kışkırtan yakınlığı
kanatlarımı açtım diyemem!
benim kanatlarım yok jelah
aktım da diyemem çağlayanlardan: o bahçede sevmedim ki seni
ah! jelah!
kim bilir kaçıncı kere ‘nar sessizliğini’ tadarak
bir uçurumun kıyısına uzandım da
korkumdan bakamadım
nar sessizliği: çok derin
sevdim de diyemem ki seni: sadece bir kere ölünür jelah!
bir kere ölünür jelah: mayınlarla döşeli tesadüfler çölüdür
ki bir yangını öpmeye kalksan geride kalan küldür yaşamak!
ellerimdeki bu çizikler girdiğim bahçelerden
dudağımdaki kırmızıdan vazgeçtiğim bahçeler
hem öyle vazgeçtim ki: gül desem: bir gülü koklayacak ‘O’…
seni sevemem bundan sonra
hem sevdim de demedim ki seni jelah
kuşlar da mı kanatsız yoksa!
o ağacın kutsal bir şarkısı var
kaç bin yıl önce başlamış söylemeye kimse bilmez
birlikte söylemiştik o şarkıyı
çapkın bıçaklı notalarla çizerek derimizi
toprağa akmıştık: kaygan bir düş!
hangi şarkının kanatları kaygan bir düş ki jelah!
o ağacın göz yaşı mı hüzün dediğin
hem kaç kere ölür ki insan?
kutsal şarkılara gömülür…kaç kere!
bak sabah yaklaşıyor
şarkı da uzaklaşıyor bak
nar bozuyor sessizliğini.
bir şişe şarapla damıtılan gece öteliyor kendini kendinden
akla kara arasında kalıyoruz jelah
ne birine yaklaşabiliyoruz
ne uzaklaşabiliyoruz diğerinden
şarabın bitmesine daha çok mu var jelah?
adının yazgı’sına -ayet kutsayan- insanlardanım ben de
yazmak: yaz-gı-nın önüne geçmekti jelah
yazdık ve önüne geçtik her şeyin
ilk biz göğüsledik kendi sınırlarımızı
hangi bahçeden soluk soluğa geçtik
hangi tapınağa bu kadar inandık da;
“ateş: son durağımızdır artık” dedik
dedik mi?
karadul şehvete bulayıp yemekte çiftleştiği eşini
jelah! (dünya dönmekte)
biz parmak aralarına sokulan şehvetli ölüleri
gömdük satırlara, oysa!
-yaşamak dipdiri bir ünlemdir-
diye diye kandırmak varken kendimizi
soluğumuz kesilene dek sevmeyi…unuttuk
ayetler yazıyorum kutsal şarkılardan
bahçelere bakıp ‘yeminler’ ediyorum sonlu olana
“ya hu” diye ezberlenen tapınak yollarını
bir bir unutuyorum (üstelik)
sigaramı yıldızsız karanlıkta söndürüyorum
ayetler yazıyorum jelah:
eski lahitlerden devşirilmiş eskice bir dille
uzaktaki adaların kıyımıza uzayan saçlarından
yılanlar çoğaltarak: yeni bir mit yaratıyorum
“çanlar çalıyor medusa…topla saçlarını”
araladığım ağzımı kapatıyorum artık:
doğum sancısı var ıslak hüzünlü kadınlarda
kanayan bir ergenlik düşü görüyor hepsi
hepsi uzayan yalnızlıklarına nü olsun diye
mutlaka eril bir düşü biçecekler üstlerine
iğneler batacak jelah ellerine
iğneler
ki
batıp duran bir güneşin acıtması gibi dünyayı: acıtacaklar içlerini
içleri acıyan kadınlardan oldum mu ben jelah?
kanatlarım yok diye
kalakaldığım o kıyıda
aklım: görkemli bir bahçe
inancım: aklımca uzayan kırılgan bir dal
içleri acıyan kadınlardan oldum mu ben jelah!
prometheusun kolları arasında yanarken?
jelah ben ‘nar sessizliğini’ tatmadan önce sordum bütün sorularımı
bütün inanmalarımı terk etmeden de önce!
yağmur yerine çamur yağıyordu
bütün şemsiyeler kendine açıktı
sömürücü ruhlara tapınaklar inşa edip
kendi dilini emen insanlar vardı her yerde
karanlığın lanetlediği çıkmaz sokaklar
kanın şarap kadehlerine sığdığı sofralar
sıcak ekmek buğusunun bilinmediği bir tarihti
ve sen jelah: yarattığım günahın adı olacaktın
bütün sorularımı
bütün bunlardan çok önce sordum da
yanıtlar gizlendi köşe bucak
sen olsaydın
kim bilir kaç kere
bir elmayı ısırır gibi soyunurdun yanıtlardan
da
çıplaklığın saati diye: sevişmelerinin cezası sanarak
çocuklar doğururdu kadınlar
kadınlar bir şarkıyı lanetler gibi yalvarırdı
“çıkarın içimizden şeytanları!”
bütün sorularımı sordum mu ben jelah!
ya sorulmamış bir soru gibi dilimde döner durursa dünya?
ve seni sevmedim hiç: zaten biliyordun yanıtları
bir kere ölünür jelah!
inanmak istersen inanırsın bu yalana da?
Toplam Okunma: 484 | Bugün Okunma: 2
Yorum yapılmamış
Henüz yorum yapılmamış.
Comments RSS TrackBack Identifier URI
Yorum yapın


