Skip to content

Categories:

döngü

tahta masada kelebek ölüsü.

kokladığın yağmurun zihninde bıraktığı gece.

 

haydi yürüyelim:

 

rüzgarlı bir yağmur. yağmurlu bir gece. her zamanki gecelerden farkı var bu yağmuru rüzgarlı gecenin. karanlık: soluğu gösteren bir soğuğa kesmiş. ‘bu aylarda bu soğuk çok erken’ diyor. ellerini cebinden çıkarıp elimi arıyor. ellerimi cebime kaçırıyorum. yağmur gitmiş bunlar olup biterken. böylece anlatı yeni baştan yazılmayı hak etmiş:

 

yağmuru az önce susmuş bir rüzgar. rüzgarlı bir gece. her zamanki gecelerden farkı var yağmuru az önce susmuş rüzgarlı gecenin. karanlık: soluğu gösteren bir soğuğa kesmiş. ‘bu aylarda bu soğuk çok erken’ diyor. ellerini cebinden çıkarıp elimi arıyor. ellerimi cebime kaçırıyorum. rüzgar dinmiş bunlar olup biterken ve böylece yağmursuz ve rüzgarsız kalınan bir geceye dönüşürken her şey: ne kadar da aynılaşınca…yazıya yeniden başlamalı diye düşünüyorum;

 

yağmuru rüzgardan da önce susan bir gece. her zamanki gecelerden farkı var bu yağmuru rüzgarından önce susan gecenin. karanlık: soluğu gösteren bir soğuğa kesmiş. ‘bu aylarda bu soğuk çok erken’ diyor. ellerini cebinden çıkarıp elimi arıyor. ellerimi cebime kaçırıyorum.

 

tam buradan devam ediyor her şey. çünkü durumu değiştirecek her hangi bir şey olmuyor bundan sonra rüzgar ve yağmura dair.

 

ellerimi cebime kaçırıyorum. bu sırada yüzüme baktığını hissediyorum sanırım. evet bunu hissediyorum. başımı gök yüzüne çeviriyorum. hissetmemiş gibiyim. hiçbir şey hissetmek istemiyor gibiyim. ellerim ceplerimde bir ipucu arar gibi tedirgin. çıkaramam ki onları oradan.

hala yüzüme bakıyor. bakışındaki o belirsiz soruya yanıt arar gibi geçiştiriyorum zamana sıkışan anları. bakıyor mu! hayır şu an: bakmıyor.

 

öğle ise anlatı da bir değişiklik daha…rüzgarsız ve yağmursuz ve bakışsız bir geceyi diğerlerinden ayıran her hangi bir şey olmayınca yazı yenilenmeyi hak ediyor. olacakları değiştirmeye gücü yetmeyen beden, zihne dönüşüyor ve böylece yeni baştan başlayan her ‘şey’ kendi öyküsü içinde her an yeniden yaşanmayı hayır yazılmayı hak ediyor:

 

şuradan başlamalı:

 

ellerimi cebime kaçırıyorum. bu sırada yüzüme baktığını hissediyorum sanırım. evet bunu hissediyorum. başımı gök yüzüne çeviriyorum. hissetmemiş gibiyim. hiçbir şey hissetmek istemiyor gibiyim. ellerim ceplerimde bir ipucu arar gibi tedirgin. çıkaramam ki onları oradan.

hala yüzüme bakıyor diyemem. hayır artık yüzüme bakmıyor. ellerini ovuşturuyor. ne kadar da soğuk olduğunu yineliyor. mevsimi yorumlar gibi birkaç söz daha ediyor. iklimler üzerine konuşmayı sevmediğimi anımsamış olacak konuyu değiştiriyor. ellerim ceplerimde.

yürüyoruz. nereye yürüdüğümüzün önemi yok. yürümek esas amaç. sadece yürümek. bir amaç edinmişiz de sanki bu ‘yürümek’ o amaca giden en kestirme işmiş gibi. amaçları sevmediğimi anımsıyorum bunları düşünürken. yürümek amacından sapıyor. “şu yola sapalım” diyor: “daha tenha” bunu neden söylediğini sezer gibiyim. sezmek: amaçsızlık içinde yürüyen benim için tehlike demek. şunu düşünüyorum: amaca varmaya çalışan bu yürüme eylemi içinde amaçsızlığa inanıyorsam ki evet bu doğru: öğle ise bu yazı kendisi ile çelişen bir yola girmiş durumda. bunu yüksek sesle söylemiş olmalıyım. “yürümenin kendisinin sadece bir amaç olduğunu görmüyor musun” deyiveriyor. yazı kendisi ile külliyen çelişmeye başladı. baştan başlamalı. her şeye. (baştan yaşanmalı)

 

bu defa şu noktadan başlamalı:

 

şimdi yağmurlu bir kentin ıslak kirpiğidir: gece

………

………

Posted in b.

One Response

Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.

  1. rosa j. said

    henüz gece diyemeyeceğimiz kadar aydınlık bu gece.

    Her ne kadar da geceyse de şu an, henüz gece, ve henüz gece olmadı. Gece diyebileceğimiz kadar da güne bağlı, günün ışığında henüz göründüğü kadarıyla adı gece. Ama gece değil daha.

    Yağmur yağdı, ve gece henüz yağmadı; kentin üzerine karanlık çöktü, ve henüz karanlık kentin üzerine düşmedi.

    “Şimdi yağmurlu bir kentin ıslak kirpiğidir: gece”, henüz yağmur o kadar da yağmadı, yağmur olacak kadar da yağan, henüz yağmur. Yağmur yağdı, ve yağmur yağdı.

    Yağmur gece olup bitmişti sanki.

    Gece yağmurda akıp gitti, ve gelecek olan, günden sonra gelip gitmiş gecenin artık sonsuza kadar gelmeyeceği, gelmeyeceğinin de artık olmayacağı, olmamanın da olamayacağı, hiçbir şey olarak hiçbir şey olmamak olarak gece.

    Her şey gecede.

    Yürümek mi; peki, yürümekle mi?

    Henüz başa gelmedik, biraz daha mı yürümeli, peki, başa değil de, en başa geldiğimizde, ama hiçbir sözcüğün olmadığı başlangıç olandan başlamış olandan bir başlangıç doğurmuş olan geceden.

    Bence yürümemek, ve her şekilde bizimle gelebilen bir yürüme. Zaten ne kadar yürüyebiliriz ki, ne kadar yürüyemeyeceğimizi amaçlarsak eğer.

    Yürüme, her şekilde kendi yolunda gider. Ve yazı, yazı olarak çelişmezliğinde tutarlıdır. Böylece de yazıdır.

    Evet, bir başlangıç vardır, bir son gibi; ama bunun başlangıcı ve sonu yoktur. Bir dönüş olarak değil yolunda yürüyen; daha çok, bizim kendimizde olan dönüş yokluğuna karşı bulduğumuz bir yoldur. Aslında, “yoldur”, demek gerek.

    Gece, eğer sadece gece olsaydı, yolumuzu kolayca bulurduk; ama gece, hep gece olduğu için de bir türlü yolumuzu bulamayız.

    Ve asıl gece de budur, gecenin bile olmadığı…

    -gecenin izi kalsın diye, burada bitsi.

Some HTML is OK

(required)

(required, but never shared)

or, reply to this post via trackback.