cellat

başımda ki ağrı olmasa diye yakındı karınca..ağustos böceği gibi durmadan şarkı söyleyebilirdim….giyotinler kuruldu, dindirilsin diye başında ki ağrı karıncanın…geldi cellat, elinde unutulmuş bir telefon ahizesi…eski bir vur emriyle…başımda ki ağrı olmasa dedi karınca…yakınmayı kesip…ağustos böceği gibi bir ağacın tünellerinde şarkı söyleyebilirdim…cellat bıraktı ahizeyi…vurdu karıncanın boynunu giyotin tünellerine…gövdemde bir baş vardı…ağrıyan…şimdi gövdemin üstünde ki bu boşlukta ne…
giyotinin arkasından seslendi karıncanın ağrıyan yanı…celladımı bulun bana ve çıkarın gözlerimi yuvalarından…cellat geldi yine…elinde unutulmuş eski bir zarf ve yık emriyle…çıkarıldı gözleri karıncanın, yuvalarından…gözlerimde bir ağrı vardı…boşluklarıma kum doluyor onun yerine diye bağırdı karıncanın kendinden meczup ağrıyan yanı…
göz…bakakaldı cellada…bir başım ve başımın altında bir gövdem olsaydı…ağustos böceği gibi, bir ağacın tünellerinde kendimi öldürürdüm şarkı söyleyerek…
sesi boşlukta karıncalandı…
cellat telefonu kapadı…zarflar yollandı eski adreslere…
böyle başladı ilk ayrılığı….
Toplam Okunma: 260 | Bugün Okunma: 2
Yorum yapılmamış
Henüz yorum yapılmamış.
Comments RSS TrackBack Identifier URI
Yorum yapın


