ayyaş
solucanların o bir gevşeyip bir büzülen ıslak görünümlerinin canımı acıtacağı bir yağmur sonrasında kendimden arınmış başka bir kendim arar iken başlayan müzik duvarların üzerindeki el izlerinde alkışa dönüşüyor kulaklarımı kapatıyorum sana bir daha asla böğürtlen demeyeceğimi anımsayıp susuyorum. ola ki bardaktan boşanır da her hangi bir yağmur kılığında üzerimize yağan cinnet bu yapış yapış kopkoyu ve rezilliğinin farkında dahi olmayan bir sürünün üzerinden geçer diye korkup şemsiye satmaya başlıyorum.
açıp kapatıyorum şemsiyeleri. başımın üzerinde tutup bir süre yere bırakıyorum. her yeri ıslıksız bir kalabalık sarsıyor. yağmur diyorlar sonra yağacak ve ıslatacak bizi diyorlar. şemsiye satmaya başladığımdan beri ıslanmış tek insan kalmasın istiyorum yollarda aldanmamış tek surat yok gibi ama kanatlarının arasında göğü taşımaktan usanmayan hatta göğü dişlerinin arasında biriktirip biriktirip durmadan ıslık gibi bir sesle yağan yağmura akıtan insanlardan masallar dinleyeyim diye yapıyorum bunu. hatta yıllardır bir gazete kağıdının içinde gözlerden uzak kuytu bir köşede demlenerek çoğalan o otun başımı döndürecek dünyasına işte gerçek bu diyebileyim diye sarıp içime çektikçe çoğalan ve hep bir ağızdan bağırıyormuş gibi sonra da susan türlü tatların yanık kokulu dumanı beni uslandırmasın diye de yapıyorum. şemsiye satıyorum. yağmakta olan bahar yangınlarına. ve işte bir top alev gibi gövdemin üzerine düşen bu belirsiz ve zamansız ve eksik gidiş tüketirken nefesimde notaları güç bela sese dönüştürüp sonsuza dek yankılanacak garip tükenmişliğinde insancıkların vedaların arasına gizlenmiş bir leş oluversin diye ellerinde biriken bu teni gerip şemsiye yapıp satıyorum.
Toplam Okunma: 512 | Bugün Okunma: 2
Yorum yapılmamış
Henüz yorum yapılmamış.
Comments RSS TrackBack Identifier URI
Yorum yapın


