bekle(me)yiş

buradayım. pencerenin önünde. dışarıyla kurduğum tek iletişim bu; görüntülerin camdan bana yansıması.
odam soğuk. gelecektin. ısıtacaktın düşlerimi. ellerimi. bekledim. gelecektin.
camın önünde bir dünya akıyordu. mevsimler değişiyordu. yapraklar dökülüyor, yeniden yeşeriyor sonra tekrar dökülüyordu. hava soğuk şimdi. yoksun. gelecektin. ısıtacaktın demlikte ki çayı. yüreğime akan bir ırmak olacaktın. buzlarımı çözecektin.
geciktin.
geleceksin diye yapraklarımı yeşile boyadım. güneş çizdim duvara. camın arkasında akıp giden dünyaya kelebekler çizdim. kuşlar birde. sevinçler çizdim oralara; beklerken seni.
gelecektin. pencereleri açıp içeri alacaktım akıp giden ırmakları… her şey kendisiyle barışacaktı. anlamsız bir yaşamın içinden çıkıp kendisi olacaktı bütün pencere önleri.
buğulanmış camlarda görünen parmak izleri azaltmıyor, düş kırıklarımı…camın buğusu gidipte görünmez olunca izler; yalnızlık bir kör gibi duvarlara çarpa çarpa geziniyor odada.
gelecektin. camlarda ki izleri silecektin. azaltacaktın yaşanmamışlığı, içimde ki düşsüzlüğü…bekledim. beklerken yaktığım sigaraların dumanlarını biriktirdim odada. başka göz olsa içeride görmem onu bu yüzden. gelseydin camı açacak, dumanı dışarı salacaktım.. görebileyim diye gözlerini.
saçlarımı uzattım seni beklerken. zamanı darlaştıran bütün o panikleri, itiş kakış bir yaşamı uzak tuttum pencerenin içinden. zaman darlaşıyordu yinede. sığmaz oluyordu saçlarım hiçbir yere. uzadıkça uzayan bir sarmaşık sarıp duruyordu odanın duvarlarında ki sensizliği. engel olmak istedim. olamadım. zamanın darlaşmasına mı? yoksa uzamasına mı ayrılığın? bunu bilmiyorum…
gelseydin ellerimi ellerinin arasına koyacaktım. teninin sıcaklığını ilk ellerinden alacaktım. şimdi kapı kollarında ki soğuğu temizliyorum, elimde eski bir fotoğrafla. fotoğrafları sevmem oldum olası. şaşırtmazlar beni çünkü. donup kalmış bir şaşkınlıktır fotoğrafta ki yüzler. ikinci kez şaşırmak içinse hiç zamanım yok; çünkü seni bekliyorum.
bütün bu sesler. sokağın sesi, ağacın, rüzgarın, kuşların ve çocukların sesi..değişmiyor işte. gelseydin değişecekti. bir senin sesin kalacaktı saatin tiktakları arasında…sesler de değişmiyor sesin yoksa…
bekleyiş oldum artık. neyi beklediğimi anımsamıyorum. seni mi bekliyorum, yoksa anlamsızlaşan dünyama bir çığlık mı? gelecektin ya…bir bu kalmış aklımda…
yağmur var dışarıda ki dünyada. her yer sırılsıklam. sokaklar ıslakken, sokak lambalarının aydınlığı yola vurur hani, bir hüzün işaretidir bu…ışığın yere düşerken bıraktığı aydınlığın içinde yağmur damlalarını görmek yüzyıllık bir uykuya daldırır beni. uykumda bir düş görürüm.
o damlalarla birlikte ışığın içinden bir siluet gibi geçersin. karanlığa karışıp kaybolursun. yağmur devam eder. şemsiyeleri başlarının üzerinde insanlar yürür o sokakta. hepsinde aynı sessizlik. bende aynı sensizlik. uyanırım. bakarım ki yağmurun sesi duyulmakta hala…
bekleyişim…
gelseydin kestane pişirecektim sana, sobada değil…artık sobayla ısınmıyor dünya. belki bu yüzden her şey bu kadar soğuk, yalnız ve acımasız. belki bu yüzden kuşlar artık sevilmiyor pencerelerde. güneş bu yüzden küskün. kim bilebilir belki bu yüzden gelmiyorsun.
bilmek isterdim, dışarıda ki çığlıklar neyi anlatıyor. sokak satıcılarının çığlıkları neden sarsmıyor dünyayı. onlar uzaklaştıkça, ardından bakakalan çocuklar kim? bilmek isterdim. sokak satıcılarının çığlıkları azaldıkça yalnızlaşan insanlar ne yapar evlerinde. neyi beklerler..bütün perdeler örtülü…tüm kapılar kilitte… bekledikleri hiç kimse yok onların…ben ne perdeleri çekiyorum geceye..ne de kapılarım kapalı beklemeye. öğle olsaydı yüreğim avucumda kalakalırdım. bütün şiirleri yakardım, seni beklemeseydim. bütün yağmurları odama doldurur, boğardım kendimi…bekleyişin olmayacağı bir dünyada.
gelecektin. seni bekliyordum. eski bir hüzün yapışmıştı ellerime…yüzüme…
gelseydin dağılacaktı dünde kalan ne kadar kargaşa varsa hepsi…
seni beklerken hiç olmadığım kadar çocuklaşırdım. sevincimi gözlerime iliştirir, giderdim ezgilerin peşi sıra. ezgiler, beni; pişmanlıkların, can çekişmelerinin, anlamsızlıkların, intikamın ve hırsın, yalnızlığın ve yanılgının, yalanın, unutmanın ve de sensizliğin olmadığı dünyalara götürürdü… orada mutlu hissederdim kendimi. her şey silinirdi bilinçaltı denen cehennemimin kıyılarında. bir düş gibi kalırdım, sevinçli bir düş gibi. her şeyi bir oyunmuş gibi algılayan, gözleri çakmaktaşı bir çocuk gelir tutardı ellerimden. alır beni oyunlarına götürürdü. bir sen olurdum o oyunlarda, bir kendim. sen olduğum zamanlar hangisiydi, ne zaman kendim olurdum…unuttum bunu. seni beklerken kendimi bekledim belki de. oyunlardan çıkıp geleyim diye. o kadar çok bekledim ki sonunda kendi kendimin buluttan heykeline dönüşmekten hiç korkmadım. korktuğum tek şey dinmesiydi yağmurların. tüm damarlarım kururdu o zaman. sana akacak tüm zamanlar çivilenir kalırdı göğsümde bir yerlerde. bir bundan korktum.
bilmek isterdim, samimiyet dediğimiz şey neydi, sen geleceğim derken neyi anlatırdın bana, ben beklerken samimi miydim. bulutlar samimiydi yağarken. güneş ısıtırken, soğurken her yer uzun kış akşamlarında, samimi miydi. neydi bizi içimizdekiyle ayrı kılan, yaptıklarımız, söylediklerimiz, işaret ettiklerimiz neydi de; biz hep yanlış iklimlerdeydik..yanlış yerdeydik…yanlış kişilerleydik..
neydi gerçekte istediğimiz…beynimizden; o kıvrım kıvrım et parçasından, şimşek gibi çakıp gözlerimizden çıkan o kıvılcımlar neydi? neye inanmalıydık? kendimizde ki görüntüye mi, yoksa görüntümüzde ki kendimize mi? ne kadar aynıyız düşlerimizle? ne kadar ayrıyız! nedir gerçekte istediğimiz. yalnızlık mı? fark etmeyen ne? bekleyişimin anlamı ne? gelseydin sana bu kadar yakın olabilecek miydim. gelmeyeceksin iyi ki. kendi cehennemimi yakıp düşler ekliyorum cennetime. yine de geleceksin diye.
gelseydin bekleyecek neyim kalırdı..cehennemimi nasıl yakardım…
gelecektin ya… radyoyu hiç kapatmadım seni beklerken. olağanüstü bir şey bekliyordum belki de. radyo neden hep açıktı hiç bilemedim. iyi ki gelmedin. hala seni bekliyorum. ve hala ellerim titriyor adın yüreğimden bir yük treni gibi geçtiğinde.
gelecektin. geldiğinde sana anlatacak çok şey biriktirdim. yeni bir dil öğrendim seni beklerken. yalnız senin anlayabileceğin bir dil. teninin coğrafyasında bütün iklimlerde aynı harfle başlayıp aynı harfle biten milyonlarca kelime. ezberliyorum hepsini… çıplaklığımı anlayabilesin diye…birde anlayabileyim diye teninde ki sıcaklığı…gelseydin kim bilir neler olurdu yüreğimde…
gittikçe ağırlaşıyorum. soğuk. üşümemek için üzerime geçirdiğim bütün bu şeyler ağırlaştırıyor beni. yine de çıkarıp atamıyorum. çıkarsam havalanıp çıkacağım pencereden ve eğer gelirsen açık bir pencere bir de belki benden kalan kelimeler bulacaksın odanın dağınıklığında. bundan korktuğum için ne varsa üzerime geçiriyorum. üşüyorum yine de. sana da olmaz mı bu. havalanıp gidiverecekmiş gibi hissettin mi? sonra varlığının üstüne nesneler ekleyip ağırlaştırdığın oldu mu kendini..sokaktan geçen arabaların farları odaya dolduğu an pencerenin gölgesi düşer üzerimde ki ağırlığa ve aynı dili konuşan çıplak ve susuz iki bulut gibi duyarım kendimi ve seni. sana da olmaz mı bu? sonra araba uzaklaşır. ışığını da götürür. gizlenir kendine pencerenin gölgesi.
ben sigara yakarım o zaman; her şey gittikçe hafifler ve üşümeye başlar. hiç bilemem nerdeyim. sigara biter. kül yere yığılır. işte o zaman anımsarım kendimi. bütün aynalara yüzünü çizdiğimi. seni beklediğimi birde. sabah olur sonra. sonra ben susarım. zaten hiç konuşmamışken sabahla. suskunluk gelip yapışmıştır tenime…ellerime. kitaplar, dolaplar, kalemler, yatak örtüleri, halılar.. hiçbiriyle konuşamam. anlamazlar beni..ya da anlasınlar istemem duvarda ki el izlerimi, halıda ki ayak izlerimi, çarşaflarda ki…bu dünyayla aramda el izleri var…bunu ilk sana söylüyorum. el izleri…
( sen miydin o izler? kim bilebilir? )
bekliyorum seni. derim gerilip patlayana kadar bekleyeceğim. derimin altında ki dünya ayaklanana kadar…gözlerim pencereye izler bırakana kadar.
gelmesen de olur. hem daha iyi olur. kim bilir belki de yoktur benim gerçekliğim. senin düşünde, seni bekleyen, senin yarattığın bir hayalden başka bir şey değilimdir belki de. eğer öğleyse hiç gelme. ne ben bileyim gerçek miyim değil miyim..ne de sen…
şimdilerde her şey korku içinde. bir başkasının düşünde olmaktan korkuyor herkes. sen de korkar mıydın yalnız benim düşümde olsan. ben korkmuyorum. gerçekliğimin nerde başlayıp hayalimin nerde bittiğini, bu ikisinin ayrı şeyler olup olmadığını bilmek ilgilendirmiyor beni. beni ilgilendiren, her şeyin biranda susması. hiç bir şeyin duyulamaz olması. bundan korkuyorum. gelişini duyamam diye. gelecek misin. sular oluk oluk iniyor geceden. bir düğün sevinciyle akıp gidiyor caddelerden. ben gelişini bekliyorum. yazmadığım tek kelimeyle boğuyor beni yanılgım. o kelime nedir ki? bilemezsin sende… yağmurun aktığı sokaklardan geçip gitmiş olabilirsin çünkü.
neyi biliyorum? fark etmeyen ne? gelişini ya da gelmeyişini değiştirecek bir cümle kurmaktan korkuyorum. yalnızca beklediğim için geliyor olmandan.
pencerenin önündeyim. hiç bir şey düşünmüyorum artık. el izlerinin arasından dünyayı görmeye çalışıyorum. renkler silikleşiyor. hiç bir şeyin anlamı kalmıyor. ne gelmenin, ne gelmemenin, ne de bütün bunları düşünüyor oluşumun… geriye yağmur kalıyor. o da akıp gidiyor işte…bulutlardan sokaklara, sokaklardan dünyanın kalbine…
yağmakla bitecek gibi görünmüyor bulutlar…
Toplam Okunma: 1224 | Bugün Okunma: 3
Yorum yapılmamış
Henüz yorum yapılmamış.
Comments RSS TrackBack Identifier URI
Yorum yapın


