oyun.tu

yüzünü, oyduğu bütün duvarların gölgesinde bırakacak kadar çok uzaklaştırdı -sulardan. oysa oyulan, duvarlardan çok, yürek içi kanamaların ellere ulaştığı yerlerde kimliksizliğe adanmış sorular idi. karmaşa çoğaldıkça teninde, eline geçen bütün dokunmaları yalayıp yutuyor ve eski bir mabede dönüşen sevmelerini yok ederek çoğalıyordu kendi rahminde. alıcısı olmayan çocuklar doğurabilirdi, karnına yüklediği anlamlar satışa sunulmuş birer orospu olabilirdi küçümseyen sokaklarında adi adımların. çaresiz yüklenip güneşin kanatan yıkıcılığını, terine tenini sapladı…yemin etti bütün inançsızlığı ile; doğurduğu çocukları -iklimlere dahi emanet etmeyeceğine.

anlaşılmayı bekleyen bir postacı. elinde yüzyıl öncesinden kalma bir elektronik posta kutusu ile yollara düştüğünde iletişim çağı kapanmış ve suların gölgesinde doğan tüm çocuklara adreslerinin olmadığı ve sırf bu yüzden ölmeleri gerektiği söylenmiş olmalı idi ki -başka bir açıklaması olamazdı toplu mezarlardan çıkarılan bütün o balondan kelimelerin-

iletişimin en korkunç dili sevişmelere sığınan bir dilsizliktir diyordu, o postacı. en çok da adamın diliyle türkü söylerken kadın, göçüp giden kanamalarında. eskiden bir ağza iki dil sığardı diyor postacı. eskiden çok şeydi tenin gölgesi diyor. şimdi çoğalan ve çoğaldıkça eskiyen gölgelerinde yok oluyor dokunmaları tarihin. sığmayacak artık hiç bir şey sevişmelere diyor. unutulan bir öfkenin yaradan sızdırdığı kan bacaklarının arasında küfre dönüşecek kayıp çocukların ve dil sadece korkuya pabuç bırakacak. olmayacak dualara da amin demeye devam ederek. olacak olanın ise duası zaten olmayacak. diyor.

yağmur başladığı an-larda korku ve telaş karışımı bir belirsizlik ile kaçışan kim-likler durmadan utanç yükleyecekler sokaklara. kaçmalarının, korku ve telaşlarının nedenini öğrenemeden ölecekler. hem de boğularak kendi göz yaşlarının ıslatıcılığında. evrim ve devrim arasında ki farkı d-ahi anlamayacaklar. gözlerinin altında biriken tarihin -başka bir soru ile doğacağını- ve bildiklerinin aslında -süreç- kalıntısı bir soru işareti değil de suya verilen yanıt olduğunu sanacaklar. aldanış. aldanan bir kuşağın aldanmayan bir kemerden farkı ne diye asla sormayacak postacı. tarih akacak. akar iken boğulanlar evrim yasalarının sonuna gelmiş olacaklar devrimlerle yıkılırken kimliksizlik. dilini değdirecek biri diğerinin diline. ıslaklığı yağmurdan sanıp kaçmaya devam edecek. bu kez korku ve telaşla değil

-bacaklarının arasında biriken öfke ile.

gün başladığında önce eller yıkanacak -cinayetlerin kutsanması…

yüze çarpılacak su -yüzsüzlüğün kutsanması…

sıcak sular açılacak ve altına girilecek

- ki soğuk bir düşsüzlüğün vücuda yaptığı basınç, soğuk duş etkisi yapmasın…

kirler akmayacak ve tıkanacak yine de tüm delikleri küvetlerin, lavaboların.

( katarsise inanmayan fakat aldanan bir kuşağın -arınmaktan- anladığıdır bu. su kendi akıcılığında umursamadan akar gider okyanuslara -tıkanıklıkları- yok ederek.)

.boğuntu.

sabahtı. sadece bir tabloya bakıyorlardı.

o sırada güneş, ışınlarını bir gölgenin ırzına geçebilecek kadar yoğunlaştırmış ve sıcağını hissetsinler diye soyunmuştu bulutlardan.

o sadece saçlarını düzeltti, gözlerinin önünden çekerek.

diğeri gözlüğünü çıkardı.

tablo yalnız kaldı, bakışlardan arındı bir süre.

sadece bir süre.

………

tabloya döndüler yeniden.

biri gözlüğünü burnunun üstüne yerleştirdi, diğeri saçlarını düzeltmedi.

tablo izlenmekten hoşnut oldu -yeniden.

güneş dışarıda aynı eylemine devam ediyordu.

o sordu bir süre sonra “ bu tabloda ki bulutlar neden böylesine sere serpeler ve kaldırımda “

güneş durdu.

zaman silkelendi.

diğeri saçlarıyla uğraşmayı bıraktı.

ve dedi “ güneş soyunmuş olmalı ”

bu yanıt sadece onu şaşırttı.

gözlüğünü düzeltti tekrar biri.

“ama ölmüş olmalıyım” dedi.

zaman esti.

rüzgar durdu.

saçları döküldü diğerinin.

tablo yırtıldı kaldırımlarda ki bulutların tam üzerinden.

sonra. onları orada ölü bulduklarında her yer sırılsıklamdı.

………………………………….

………………………………….

işte bak karanlık dediğin ellerin uyuşması gibi gelip geçti gecenden…sancında eksilen günlerin doğurduğu izmaritleri söndürdüğün külteninden de akıp gidecek…basit bir kalabalığa dönüşen sesi yok edeceksin. susturdukça duvarlarına çarpan o gökyüzünü ve kaldırımlara akan suyunu bulutların içtikçe, tensel bir varlığa dönüşecek dünyanın kanatları.


Toplam Okunma: 3272 | Bugün Okunma: 2

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış.

Comments RSS TrackBack Identifier URI

Yorum yapın

  • Ara

  • Dış Bağlantılar