dans
yalan
uçan balonu sevip sevmediğimi soruyor. çok severim diyorum. hiç uçan balon görmediğimi söylemiyorum. sevdiğim renkleri sevmemesinden korkuyorum. (o sanıyor ki her kadın için bütün doğrular aynı. balonlar, renkler ve uçucu olan her şey gibi olan kadınlar) ona uçan balon görmediğimi söylemiyorum. ebedi unutkanlığın ve belleksizliğin bana ait olduğunu da. çok sevdiğimi söylüyorum. ama uçan balonları. hepsi bu.
ona bilmediği şeylerden söz etmemi istiyor. neyi bilmediğini soracak oluyorum. tanıdık filozoflar geçiyor yüzündeki sorulardan. vaz geçiyorum. sormuyorum. bilmediği bir renkten söz ediyorum. sarıdan. beni dinler gibi görünüp aya bakıyor. sustuğumu fark etmemesi için şarkı söylemeye başlıyorum. içimden yalanlar göçüyor.
rüzgar
saçlarımı toplamama fırsat vermeden rüzgardan söz etmeye başlıyor. tereddütsüzce söze başlayanın varacağı noktayı çok önceden tespit etmiş birinin fütursuz tavrını takınıyor. onu öpmek istiyorum. hem o kadar ki konuşuyor olmanın anlamsızlığına bütün insanlığı inandıracak kadar çok onda olsun istiyorum sözün kuyusu. rüzgardan söz ediyor durmadan. uçan balonlardan bir de. ortalık toz duman. saçlarım yüzümde uçuşuyor. vaz geçiyorum onu öpmekten. içimden yalanlar geçiyor.
öteki
bir ilkellikten söz eder gibi iyi ve güzelden söz ediyorum. yüzüme bakmasını istemiyorum. bütün modern çağ adlarını tek tek saymasını isteyip dikkatini dağıtmaya çalışıyorum. ilkellik ve modernlik arasında sıkışıp kalan bir parmak gibiyim. sızlıyorum. mut ve yabancılık arasından bana bakmaya devam ediyor sanıyorum. yanılıyorum. uçucu bir koku kadar tanıdık bir mutsuzlukla çağ adlarını boş ver diyor. ilkellikten söz edelim. incir yapraklarından örneğin.
kötülük
onu tokatlamak istiyorum. hem o kadar ki ellerim sanki onun yüzünün bir parçasıymışçasına çekip alamayacağım kadar yüzünün olsun istiyorum. tokatlama isteğimi bastırmak için ellerimle oynamaya başlıyorum. insan elleri ile nasıl oynar bilmiyorum. ama şunu yapıyorum: sol elimin işaret parmağı ile sağ elimin baş parmağını, sağ elimin işaret parmağı ile de sol elimin baş parmağını biri birlerine değdiriyorum. iki eş biri birine değerken diğer ikisi onların üzerinden atlıyor. böylece aynı noktada yükselen ve alçalan parmaklara sahip olduğum duygusu yaşıyorum. bu duygu içimde uçma isteği yaratıyor. nefes alıp veriyorum. aynı noktada alçalıp yükseliyor karın kaslarım. uçma isteğim yatışmıyor bir türlü. ona bakıyorum. uçan balonları çok severim diyorum. bunu neden yapıyorsun diyor. çok sevdiğim için diyorum ve ona bir tokat atıyorum. elim olmadan asla uçamayacağımı anlayana dek yüzünde yalanlar çiziyorum. teninden kırmızıya. kıpkırmızıya.

Toplam Okunma: 419 | Bugün Okunma: 2
1 Comment(s)
Comments RSS TrackBack Identifier URI
Yorum yapın



Saat 04:15 Uyuyamıyorum.İçimin ağrısı uyandırmış beni.Yanımda uyuyorsun.Kızıyorum.Gücüm yok.Yataktan çıkamam.Tavan ile bütünleşiyorum.Tavan benim BEN ile yüzleştiğim tek yer.Camdan mavi gece sızıyor.Hala uyuyorsun.Acaba rüya görebiliyor musun ? Doğrulup yüzünü inceliyorum.Kapalı gözlerinden rüyanı görebiliyorum.Perdeciklerinin ardından sağa sola kaçışan bebeklerinden anlaşılıyor derinde olduğun.Rüya görebilmek nasıl bir hal acaba?Bilmiyorsun tabii ki. Benim hiç rüyam olmadı.Sürekli kabuslar , ter , nefessiz ataklar , tepki vermeyen gövde , çarpıntımdan sürekli sarsılan yatağım ve ben geceleri doldurduk.Tavanıma dalıyorum . İsli damlalar yüzümde binbir parça.Kaçmam gerekiyor ! Geceye ihtiyacım var . G İ T M E M gerekiyor.Özür dilerim senden erkek . Zaten alabileceğimiz birçok şeyi aldık birbirimizden.Gece güzeldi ve seninle daha da güzelleşti.Kasıklarımı ısıttın.Artık kokun tanıdık bana.Tanıştık seninle.Gidişimin sebebi seninle ilgili değil.Benim kendimi sana hediye edemeyeceğimden de değil.Ben sadece gecelik teslimiyetleri seçtim uzun zaman önce.Bu bir terk hali değil sakın kızma.Bir daha ki karşılaşmamızın gerçekleşebilmesi için yaşadığımız gecenin ipek teni böylece kalmalı.Rendelememeliyiz bir avuç gecemizi.
Uyku zaman kaybı.Sağlıklı olabilmek için hiç çabam olmadı.Duş almadan çıkacağım .Uyanmamalısın.Uyanırsan eminim ki bir daha sevişebilmek için “GİT-ME! “diyeceksin.Bu gecemizin gergin ipek tenine sert bir kılıç darbesi olur.Kesinlikle uyanmamalısın ! Odanda sessizce süzülmeliyim.Eşyalarımı topluyorum.Zaten bir kaç parçadan başka hiç birşeyim olamadı ki.Ben , gezgin gövdem ve çocukluğum.Hepimiz el eleyiz uzun zamandır.Odanda kalan dudak boyamı , diş fırçamı ve sahte kokularımı topluyorum.Gecede benden kalan hiçbir iz ve delil kalmamalı.Herşey benimle çıkmalı buradan.Ancak çok dişice bir dürtü beliriyor içimde.Sana BEN-DEN bir şey bırakmalıyım ! Beni yanlış anlayacağından emin olduğum için sana BENİ bırakacağım.Düşünüyorum !!! ? Bu düşünce aklımdayken yürüyorum evinde.Yazılarını yazdığın çalışma masasının üzerinde makas gözüme çarpıyor.Gecenin maviliği ile masana yaklaştıkça makasın yanında ; gezdiğin şehirlerden kestiğin anları bir yana ayırdığını görüyorum.Fransa’nın Eyfel ve Le Grande Roe ‘ si , Almanya’nın duvarı , Valentino ormanları , Miles’ın trompeti , Parker’ın Alto sax’ı , bilemediğim hatta çözemediğim bir sürü figür , kesit ve işaret üst üste özenle dizilmiş.
Tahminimce bu senin kolajın.SENİN dünyan.Evet senin dünyanda var olabilmek için makasınla saçımdan uzunca bir tutam kesip masana bırakıyorum.Bu iyi bir fikir aynada seken yüzüme muzip bir rahatlama çökmüş durumda.
Her yaşadığım teslimiyet sonrası zihnim senin dünya(na) benzer bir albüm yaratmıştır içten içe . Fakat senin gibi karelerin içerisinden anları sökemem ben.Öylece geceyi , uyuyan erkeğimi süzer , bulunduğum alanda sessizce dolanıp kayıtlar biriktiririm zihnimde.Yalnızlaştıkça,öldükçe,kanadıkça , acılar ve ağrılarım dayanılmaz hale geldiğinde , hastanenin kokusu , duvarların beyazlığı ile bedenime çökünce tüm bu anlara sığınacağım.
Şimdi sıra sende erkek.Seni de mahzenime yolluyorum sessizce.Özenle katladığın kıyafetlerin , yanında var olmayan bana dönük uyuyuşun , şeker kokan tenin , bitmeyen Bianco şişesi, plakların , sigara paketin ile ayrılmaz yedeği , yüksek tavanlı evinin büyük pencereleri Cihangir ve Nişantaşı kokan dar sokağın , SEN , SESİN ve binlerce kahverengi tonunu yanıma alarak çıkıyorum evinden.Mutlu değilim.Yalnızlık gölgem.Kaçmak , koşmak , yok olmak , zerrelere dağılmak istiyorum.Dudaklarımda hala kokun var.Sokak kar ile kaplanmış!
Şaşırıyorum.”Bu yaz şehrine kış aylarında kar düşmez” derlerdi hani ?! Yürüyorum senden uzağa.Artık seni taşımak ve seninle yürümek istemiyorum.!!! Otomobilin kar kaplı göğsünden bir avuç kopartıyorum ve iyice temizliyorum seni önce dudaklarımdan sonra yüzümden.
İçimdeki ses sürekli gidişimi izlediğin konusunda içimi kemiriyor.Ben ve içimdeki binbir melek dua ediyor.Pencerene son bir defa daha dönüp bakıyoruz beraberce.YOK-SUN ve yokluğun içimde gülücükler doğuruyor.O tedirgin iki dairenle pencerenden beni izlediğini görmek beni çileden çıkarırdı emin ol.Gidişimi ben bile izleyememeliyim.Kendime bile haber vermeden kaçmalıyım geceden , kentden ve tenden.
Gözüm dar caddenin sonunda.Hızlı adımlar sürüklüyor gövdemi.Aynı heyecan var içimde gene! Uzaktaki tepeler , ait olmadığım yerler , hiç görmediğim kentler , hiç dokunmadığım geceleri yaşamak için adımlarım yırtıyor şehre gerilmiş kar örtüsünü.
Hoşçakal ve Seni çok Seviyorum!