masal

endymion latmos dağında yatarmış…güzel bir delikanlıymış…

okul bahçesinde bunların öykülerini anlattığında bana; kendimi -o anlamsız renk- pembenin en dönüşümsüz halini kuşanmış, masalların başrolünde düşünüyordum..endymion gelip saçlarımdan çiçekler topluyor ve benim gözlerim ebedi körlükten kurtuluyordu…ve gördüğüm dünyadan uzaklaşıp masallara sığınıyordum…ayakkabımın tekini unutuyordum bilerek latmos dağında…rüzgar bekçilerine saat on ikiyi vurduğunda gelip beni almaları için haberler yolluyordum yedi cücelerden dördüncüsü ile…”küçük aynalara bakıyordum kendimi unutmak için”…eos gelip ellerime dokunuyordu…güneşin ve ayın üvey kardeşi oluyordum…sen anlatmaya devam ediyordun…ben uyuyordum…

“moskovaya gidicem”…birden uyandım..yerin ve göğün, gelin ve damat olduğu uykulardan…tekrar etmeni istemeli miydim…yanlış duyduğumu düşünerek ve doğrusunu duymaktan korkarak, duymamış gibi yaptım…”moskovaya gidicem ve sanırım orada yaşamam gerek” masallar ülkesinin devleri yutmuş olmalı beni…yüzüklerin efendisi tepeme dikilmiş hadi artık zamanın geldi kalk ve git diyordu…şampanya köpüğünün sönücülüğünde eritiyordum kelimelerinin yankısını…

parlak ayın çevresinde sayısız yıldız

“endymion, beşparmak dağında sürülerini otlatan bir çobanmış. kavalından başka bir varlığı olmayan yoksul bir çoban. gündüz kayadan kayaya hoplayan boynuzlu, sakallı kara keçilerini gözler, yamacın mis kokulu kekiklerini yiyen sürünün titrek meleyişlerine kulak kabartırdı. kavalı endymion’un biricik dostu, sırdaşıydı. dağlarda yapayalnız yaşamanın verdiği hürlük, açıklık duygusunu da, kalabalık şehirlerde oturan hemcinslerine özlemini de hep bu kavala söylerdi. endymion’un kavalı yalnız çobanın sevincini, özlemini söylemekle kalmaz, kara dorukların, yeşil çimenlerin, bulut bulut yapraklarıyla sağa sola serpilmiş ağaçların, cıvıl cıvıl akan suların da seslerini duyururdu.”

elinde ders notlarından edinilmiş ve buruşturulmuş kağıtlardan bana bunları okuyordun…moskovaya gidecektin ve orada yaşamalıydın…ırmaklarla akan sesin şimdi uzaklardan duyulmayacaktı bile…

“bu ıssız dağlarda endymion’u ne gündüz kavalını üflerken, ne gece taze çayırın üstünde uzanıp sere serpe uyurken kimsecikler görmezdi. yalnız, ay ışığı görürdü onun gürbüz bedenini, erkekçe güzelliğini. ay tanrıçası selene, endymion’a baka baka, gönül vermişti ona. her gece üzerine eğilir, gümüş ışığıyla onu sarıp çayırın üstüne yatınca kollarını sevgilisine açardı. selene da gökte ne zaman doğarsa, nerede doğarsa, hemen çobanına koşar, gövdesini ışınlarıyla sarar, öperdi.”

hiç oyuncu oldun mu masallarında göğün

 

 

 

 

 

 

 


Toplam Okunma: 357 | Bugün Okunma: 2

Yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış.

Comments RSS TrackBack Identifier URI

Yorum yapın

  • Ara

  • Dış Bağlantılar