dilsizlik2010.07.12
“…ama olağanüstü çekiciliği kalmalı silinişi kurmanın…”
boşluğa salınıyor…
unutturuyor, unutmaya giden uzun anımsayışı…
beklemek: zamanın gözbebeklerini deşmektir ‘diyor
kök salıyor…
düşünce ve duygu arasında
dehşet veren gerilimden doğuyor…
kendini öldürmeye hak kazanmak ise doğmak,
çoktandır yaşıyor:
uçurumun ağzından
gitmenin yüksekliğine bi’açılma…
doğuyor: konabileceği bir beden bulmayı unutarak
kasılmalar, vahşi kıymıklar, etobur açlık, yırtıcı bakış,
terk edilmiş beden,
sözün dilini uman hırçınlık…
ve tüm belirtiler…
işte doğuyor: henüz ortaya çıkmamış olan olarak…
dilsizlik,
içinde gerildiğim uçurumdu ‘diyor
gösterenden, görünmeyene…
yerçekiminden, hafiflemeye…
şehvetten, uyumsuz titreşimlere…
göz göre göre insan aykırı geliyor doğaya, onda:
gece, bütün karanlığı örter sanılıyor
anlamak ve de anlatmak
ne ki
ne anlaşılıyor ve ne de anlatılıyor yokluğu…
silinişin sonsuz çağrısı o
her şeydeki sır ve hiçteki sınır
dağılıyor: dağılmayı korumaya doğru…
varlığından ayırıyor kendini.
kaç kişiyim ben ‘diyor:
olduğu haliyle mükemmel olana karşı koyuyor!
kendi gerçeğinin yaratıcısı olduğu yerde yok oluyor.
“boşluk ve gövde ilişkisi, aynanı ver bize” diyor ses
kimseye ait olmamanın görüntüsünde çatlayarak
ah boşluk ve gövde ilişkisi!
açılma yerinden, biri diğerine dönüşen sadelik. ah!
hem ulaşılmayandır gövde, yer kaplayandır hem boşluk
aynanı ver bize!… ‘diyor
ve doğuyor:
tutkunun dilsizliğinde
‘durmayı’
harekete geçirerek
olağanüstü silinişte
“sözün varlığının hiçbir çekiciliği kalmıyor söz’de var olanda”
ya da uçurum…
/ela dincer
katastrof2010.06.14
uzaklaş! uzaklığın ensesinde uçurum sesine yaklaş … topraksız ormanda kaybolacaksın… dal öznesizdir. ağaç nesnesiz. bedensiz ölmelere özenecek başın çatısız gökler düşleyeceksin daha uzaklaş! uzaklığın “ben” dediği yerden diz çökecek sınır çizgisi yön değiştirecek ufkun… dal, hep dal incecik bir dal düşleyeceksin binlerce ağaç-ın ortasına daldığında. daha! : dal ve uç. çizgi ve sınır. kül ve iz. sen ve öteki. : hep bir ikilemenin ortasında adım atılamayan telaşların olacak kekele! kekeme dilini yut. susmaları öv… kendini yırtarak açığa çıkan bütün “ben”ler’i öl: ,ne kadınsın ne erkek (dal ve uç) ,henüz doğmadın da üstelik (çizgi ve sınır) ,doğar doğmaz bir hayvansın işte (kül ve iz) “uçmayı anımsamalıyım” demeyi çoktan unutturan yüzgeç! -sen ve öteki ölü heykel donukluğundan kökteki yasadışı hareketine ağacın oradan uçlara doğru açılan gök- huzursuzluğun nasıl da sakin! ne yerin belli ne yurdun: biliyorsun yolunmuş yapraklar ve sökülmüş çivilerin oyduğu anıda çok acı bir kin birikiyor. görüyorsun ve yalvarıyor bedenin: “harekete geç ey tutku. aşktan delir ey aşk” ama sen uzaklaş sonsuz düşüncenin sonsuzluğuna doğru eğ dalı yaşam sever değilsin. kin veya aşk değil -sin “karanlıktaki anahtar sesleri, ışığımı açmak içindir” diyemezsin. kekemesin! mezar taşlarından çok, köksüz bir dal… bıçak sırtısın: “ölümü alayla, yaşamı nükteyle deşersin” makinenin durmadan duran çarkından başka değil-sin uzaklaş: “fark edilemez ve yıkıcı” oluş-lar arasında dön…dön… dön bu, boşluğun içinde tutar seni, ama artık içindeki boşluğa tutunamaz oluş’sun orada aşkın ve nefretin ortasında…tam orada. arada… derin yaralara sin…çivi izi ol…sökül kendinden arınmışlığa delilik bulaştır deliliğe bulaş! bulaşmak: nefretidir aşkın nefret ise şimdiden taşkın bir aşk… sen. uzaklaş! bedene verdiğin ölümde değil ölüme beden veremeyişinde usta-laş! /ela dincer kürtaj2010.05.28
XlV bir başkası olmaktaki bütün duyguların, omuzlarına kanırtarak işlenen sevap meleklerinden bir dövme gibi beyninin en karanlık odasında (ışık kaynağını hepten yitirmiş karanlık bir odasında) evcilleşmiş ellerinle zemini deşerek hırçın sözler arıyor. uzun bir geçmişten söz eden başkası olmaktaki duygun kısa bir an için bir ışık yakaladım sanıyor -kendini görebileceği kadarlık bir ışık- ancak gözleri karanlığa alışmış bir yarasasın sen ve yararsız bir ışık düşüncesi bile çok fazla sana. varlığının manifostosuna temiz bir “geçmiş günler albümü” iliştirip kadehini gelecekte olmayı arzuladığın vahşiliğe dahi ait olmayan senden bağımsız bir “olma” haline kaldırıyorsun. Xlll marangozlara özendin hep. ahşabın hayati bilgisi, bildiğini sandığın bütün bilme hallerinden hep daha önemliydi. ahşap ustasının biçimlendirdiği bir pinokyo olmayı düşündüğünde içine bir kurt düşmüştü çoktan: ya o kurt seni sonsuz bir yokluğa doğru kemirmek için içine düşmüşse…yalan söylemeyi asla bırakamadın sırf bu yüzden ve uyarılmış koku algın senden uzaklaştıkça (burnun uzuyordu gitgide) dişlerini kullanmayı öğrendin sandın. ahşap ustası bir gün öldüğünde kendini biçimlendirmek için kullanman gereken bütün o aletlerle kalakaldın. şaşkınlığın ağır yükü altında kendi cenazene dahi diş bileyemeyecek kadar eksik’tin. evet sırf bu yüzden marangozlara özendin hep… Xll öldürüm’ü düşündüğün zamanlar hep bir sigara yaktın. hazırladığın katli vacipler listesi gereği, onca insanın hışmını üzerine çekmen an meselesi idi. sırf organ yokluğu fantezin yüzünden öldürmek istediklerinin listesini hazırladığın o zamanlarda aslında bir delinin otobiyografisini hazırlıyor olduğunu göremedin. bütün o adamlara aşk aracılığı ile yok olmayı arzulatmak senin tek görevin olabilirdi. ancak o kadar duygusuz tavrın vardı ki o adamların inlemeleri karşısındaki kansızlığın onları dar ağacına gönderdiğinde sen yazı masasının başında “adam asmaca” oynuyordun ve yenilenin sana aşk kölesi olmaktan başka seçeneği olmamasını arzuluyordun. o meydanlarda sallandırılan aşık adamların seninle hiç ilgisi olmadı sen sadece oyun oynuyordun… Xl X lX vahşi sözcüklerle (iç denizde) yarattığın girdabın işi seni içine almaktır. onun varlığı böylece senin yokluğun demektir. Vlll Vll Vl V lV lll ll l /ela dincer küçük şeyler2010.05.28
işte yarın balık tutalım nehirde balık tutulmaz…akılır nehire balık tutalım bilmem ki… onlara uzak bir mesafedesin ve işte mesafe: iki istek arasındaki en kestirme yalan! önemli olan onlar ile uzak olman evet ben bütün mesafelere uzağım bana yakınsın ama yakınlık hep bir çemberin dışında olmak… hayır ya sınır var mı ki elbette. ama içine doğmak… içine doğmak… sevişmek… sancı sevişmek bütün bunlardan geride kalan bir sınır ihlali… tenle oyalanıyoruz işte oyalanmak değil vakit dolduruyoruz hayır zaman içerisinde olmak ve oraya kendimi dahil etmek için zamanı kavrayamayız akışkanlık… ancak likit hayaller yazılanları unutmaya yazgılı bir süreç işliyor…tıkır…tıkır…tıkır tıkır neden ? nedeni henüz bilinemeyen bağışlamalar vardır ben de bir süre susacağım o zaman süre..? senin başlatacağın bir an yok olacak olan yaşamak’lar: süre’m süre kendi dışının en uzağına ilerlediğinde sessizlikte zaman yoktur sessizlik…kendi sesinin zaman aralığı sessizlik bir çeşit çemberdir tercih edilendir sessizlik görüntüyü zaten ret etmiştik bütün bedenleri harekete geçiren istek karşısında boşluğun kendisi olanın bir boşluğu olmaz ama boşluk: boşluk biziz ve o boşlukla varız, ne ağır bir akşam işte yarın bazı soruların yanıtı soranda vardır fakat, /ela dincer tek sesli opera2010.05.28
al! semender! gizli dileklerin ağzındaki ateşi ve yan! … mavi kadifeden gece çığlığın içinde dağıldı dinle! dedi bir ses: duyulmayanı duyana dek! bekle. sabrın ikindi suları ile sırılsıklam olan ağzım soyun! dedi o ses. (duyulanın ötesinde duyulamayana dek) çarparak ellerimi biri birine (an: kendine uzayan dehliz //ve an ki bir pencere açılır esrarın perdesine: araftan yansır ışık soyun! der tekrar (kırmızı şarap soluyorum kan diyetine oku! cehennem! diye araladım ağzımı ağzım ki yarattığım tanrıların cennet kapısı “ben”: gizli bir dilekti bundan sonra /ela dincer tereke2010.05.28
“..bütün çağrışımların en gariblerini seçtiğimi anlarım . ağustosun sesinde iki iklimin ince bir sarsıntı ezberlediğimiz hiçbir sahile işaret olmadık oysa bağıra çağıra / son: . önü ardı: “herkes pek bi kendi” /ela dincer diş izi2010.05.28
yaşamak için iyi bahanedir sabah. ey şiir senin bütün biçimlerin mubahtır bana. bozgun gibi eski sokaklar dolaşıyorum. yorgunluğuma bahane sabahlar (ol’manın tek boyutlu evrenidir gece. unutma. hissederek dokundum ben bütün günlere hala anlamadın mı: /ela dincer yağmuru kayıp zaman ya da neredeyim2010.05.28
söz dilenmeyi bana mahrem eden dilim şimdi neyim ben biriken ve dağılan inandırmam kimseyi dilimdeki kızgın boşluk’suya bak: inandırmalı mıyım bunu söze’ söyle artık benim ser sefil aklım. ah benim sefil aklım /ela dincer mezarlıkta kaval sesleri2010.05.28
”göz attığım her şeyde işte o şeydir eksik;
re burada -kan sesi- (su aktı biliyorsun toprağa, mi fa
la si /ela dincer başkalaşım2010.05.28
arasak bulamayız gölgemizi // geriye doğruydu her şey. suyu tekmeleyen bir çocuktum da sanki bi’kadının rahmini oyuyordum. geriye doğru bi’akışta bütün ırmakları kanımdan geçirdim balonu üf’leyen çocuktum da sanki bi’kadının nefesi ile uzuyordum göğe. vaz geçtiğimi sanıyordum damarlarımdan. çocuktum sanki. bi’kadının yüksek topukları ile kanatıyordum masalları. durdum. hiç (bu kadar dişi) olmamıştım/ /ela dincer |
Son YazılarBağlantılar…Son YorumlarArşiv |
|
| theme: tomorrow by pacquola.org | ||